Babası gitti, süsü kaldı
Eeeh yetti artık sıkıldık babandan diyenler olabilir. Babamı vaktinden önce kaybettim ve yazmak, söylemek istediğim daha çok şey var. Artık kusuruma bakmayın.
Yazmayacağım dedim ama soran çok oldu, şu şekilde aktarayım babamın başına gelenleri. Hem belki benzer durumda olanlar ders çıkarıp kontrole falan gider…
Salı sabahı dışarıdan eve gelirken babam site girişinde yere yığılmış. Çok şanslı aslında. Evde yalnız değilmiş, annem o sırada yanındaymış. Sitenin görevlileri de öyle. O sırada Acıbadem Hastanesi’nden bir doktor da arabasını park ediyormuş. İlk müdahaleyi de o yapmış.
Babam inatla “İstemiyorum, eve gideceğim, ambulans çağırmayın” diye bağırmış. Görevlileri de fırçalamış bir güzel. Gelen ambulansı geri göndermiş. Ne zaman hali kalmamış, sesi kesilmiş, annem tekrar çağırmış ve hastaneye gitmişler.
Çok detaya girmeyeceğim. Akciğerlere pıhtı atmış. Biri tamamen kanla dolmuş. Diğerinin de çok az bir kısmı kalmış. Hastanede 1 gün içinde 3 kere kalbi durmuş. Kalbi ilk durduğunda uzun süre masaj yapmak zorunda kalmışlar. Sonra da anneme yakınlarına haber verin demişler.
Ben de bu noktada devreye giriyorum. Annem bir serum takarlar, kendine gelir diye düşünmüş. Ama durum sandığından ciddi çıkmış.
Salı, çarşamba, perşembe durumunda önemli bir gelişme olmadı. Ateşi düşmedi, tansiyonu düzelmedi. Haliyle tedaviye başlanamadı. Bir ara kan arandı. Ortalığı birbirine katmışım farkında olmadan. Keşke ihtiyaç olan tek şey kan olsaydı. İlk gün benden almadılar. İkinci gün istediler. Bana can veren adama sağlığını geri vermek istedim, olmadı o da.
Şimdi o günleri birbirinden ayırt edemiyorum. Hangi gün ne yaptım, kimle görüştüm hepsi bulanık.
Vaktinin %99,9′unu evde geçiren birini kaybetmek zor tabii. Sanki odasında, sanki salonda, sanki banyoda… Kısaca sanki hala evde. Gittiğine inanmak çok zor. Sesi kulaklarımda daha.
Telefon edip durumu soranlara babamı kaybettik derken bile inanamıyordum olan bitene.
Hastaneye geldiğinde durumu bilmeyen tanıdıklarımız vardı. Çetin Amca öldü mü yaaa? diye ne olduğunu şaşıranlar…
Acımı hafifletmek için hastaneye, cenazeye, mezarlığa gelen herkesin omzuna birkaç damla yaşımı bıraktım.
Gelen mesajlara bakıyorum da, baş sağlığı dilenen kişi ben olamam? Benim babam hiç ölmeyecekti ki?
Geçen sene bir arkadaşımın düğününe gittim. Eşiyle ilk dansını ederken annesiyle onu izliyordum. Keşke babası da görebilseydi dedi. İçimden geçirdim o an “Ben düğünümde babamla dans edeceğim.” Olmadı…
Şu sıralar hayat çok zor geçiyor benim için. Her açıdan. Ailem tamam, onun dışında hava almaya çıktığımda ne görsem babam geliyor aklıma.
Markete gidiyorum, aburcubur reyonunda geçerken aklıma geliyor: “Kızım al hadi istediğin ne varsa. Bak sen şu çikolatayı çok seversin…”
Kitapçıya gidiyorum: “Kızım bana şu kitabı alıversen dışarı çıktığında?”
Barlar sokağından geçiyorum: “Kızım beni bi götürsene şu gittiğin yerlere”
Gümüşçülerin önünden geçiyorum: “Çıkar şu kulağındaki demirleri, alışveriş merkezine girerken ötmüyor musun sen?”
Kuaförün önünden geçiyorum: “Kestir artık şu saçını, hiç yakışmıyor sana”
Yoğun bakımdayken söyledim sana baba, hastaneden çıkalım, makası ben verecektim eline. Keserdin saçımı istediğin gibi…
Ben hala inanamıyorum gittiğine. Herkes güçlü olmam gerektiğini, hatta güçlü olduğumu söylüyor ama değilim ki. Babam gitmiş, nasıl güçlü olurum ben? Anca güçlü görünürüm.
Azalacak bu acı zamanla diyorlar. Ben de o zamanın bir an önce geçmesini istiyorum. Gözümü her kapattığımda onu görüyorum. Zor geçecek şu dönem…
Yazmak istediğim çok şey var. Pazar sabahı başladım yazmaya, hala devam ediyorum… Ekleyeceğim hepsini. Ama şimdilik son olarak birkaç cümle de yukarıdan bakan babama…
İlgi istedin değil mi? Bak oldu istediğin de. Şu 1 haftada ne kadar çok kişi sordu seni bize. Adını bile bilmeyen yüzlerce kişi senin için çabaladı. Sen de izledin bunları yukarıdan. Keşkeler de bıraktın arkanda. Keşke hastaneye zorla götürseydik, keşke kontrol ettirseydik diye. Yine istemezdin ama… Görmüşsündür, pazar günü senin için ambulans çağıran
komşu geldi. Nasıl perişandı.
Neden kendine hiç dikkat etmedin baba? Kendini geçtim, bizi neden düşünmedin? Her şey sizin için derdin hep. E ne oldu şimdi? Bizim için mi ayrıldın aramızdan? Bana onlarca söz vermiştin. Onlara ne oldu? Ne zaman gideceğiz meyhaneye? Ne zaman Nevizade’de kafaları çekeceğiz?
Daha birkaç hafta önce seni anlatıyordum. Babam karpuzu keser, çekirdeklerini çıkartır, dilimler öyle getirir bana. Üzümü de sapından ayırır tek tek, yıkar, buzdolabında bekletir, soğuk soğuk getirir. Öyle bakardın bize. Kışın zorlardın portakal yememiz için. Yine soyar, dilimler verirdin. İstesek elinle de yedireceğine eminim.
Sana çok benziyormuşum ben. Huy falan. Tip de benziyormuş. Adımı koyarken anlamını biliyor muydun acaba? Şu son günlerde yaşadıklarımızdan ötürü artık lakabım oldu sanırım. Adımdan daha çok sevdim biliyor musun. ![]()
Sana kızgın çok kişi var haberin olsun. Başta da ben.
Hastane kafeteryasında beklerken çağırdılar ya hani bizi, son kez görün diye, seni hayattayken görmeyi beklerken kazık attın bana. Oysa en son salı günü görmüştüm seni. Bilerek içeri girmedim hiç. Bir dahaki görüşmemiz güzel olacaktı. Konuşacaktık, kızacaktım sana…
Doktor kötü haberi verdikten sonra geldim yanına. O aleti hala kapatmamışlardı. Hani biri öldüğünde o cihazlardan iğrenç bir ses çıkıyordu ya, yoğun bakımı çınlatıyordu resmen. Ben gittiğine inanmak istemesem de beynime beynime işledi o ses. Sanki sen istediğin kadar inanma, olan oldu der gibiydi.
Ama geldim yanına yine. Elini tutup konuştuk bir daha. Son defa değil ama. Bak hala konuşuyoruz…
Nasıl olsa yanına geleceğiz, o zaman daha detaylı konuşuruz bunları. O güne kadar yanımdan ayrılma hiç olur mu?
Babam, canım babam…
Beni doğru düzgün tanımasa bile şu 1 haftada iyi dileklerini esirgemeyen, 1-2 kelimeyle bile yanımda olanlara teşekkür ederim. Hastaneye, cenazeye, mezarlığa gelenler de oldu. Babamın birçok arkadaşı gelmezken onu hiç tanımayan birkaç kişi canla başla çalıştı o gün, kan ter içinde kaldı, duasını eksik etmedi… Çok üzgündüm, çok mutsuzdum ama yine de gördüm o kişileri. Size de çok teşekkür ederim.







10 Yorum
gökşen
30.08.2010
Öyle bir acıdır ki bu -sen hayatına istediğin kadar kaldığı yerden devam etmeye çabala- bir kere oturdu mu midene, yüreğine; kalkmaz.. Bundan tam 3 ay önce annesini kaybeden senin yaşlarında bir genç kadın olarak söyleyebilirim ki gerçekten böyle bir acının telafisi yok. Sana güç diliyorum..
cansın cengizalp
30.08.2010
Her birimiz zaman zaman düşünürüz ailemden birine bir şey olursa naparım ben diye. O anda bile gözlerimiz dolar , nefesimiz çekilir. Sanki onlar hiç ölmicek gibi…
Yaşamadım ama acısını paylaştığım çok arkadaşım oldu. Onlarla konuştum , oturdum ,güldüm, ağladım ,acılarını hafifletmek için ne gerekirse yapmaya çalıştım… Aynı zamanda onlarıda gözlemleme şansım oldu verdikleri tepkileri. Ve gördümki acılarının ağırlığı günler geçtikçe hafifliyor… Yazının bir kısmında buna inanmadığını hissettim (normal olarak)… Bu sebeple bir kez daha tekrarlamak ve uzakta olsa, tanımasamda bir iki bişi sölemek istedim. Allah Sabrını verecektir. Ben inanıyorum…
Tekrar Tekrar Başınız sağ olsun!!!
Yasemin Sungur
30.08.2010
Sevgili Zeynep, seni anlıyorum dedim ya, bu deneyimi yaşayanlardan biri olarak dedim… 30 Ağustos 1985 yılında kaybettim babamı, o yüzden benim için bayram filan değildir bugün…
Güçlüsün diyorlar ya sana kaç gündür… Ben de ne gerek var diyorum güçlü olmaya! bu güçlü olunacak bir şey mi?
Herkes kendi sevgisini sever, herkes kendi acısını yaşarmış…
Yaşadığın tüm duygularla sen sensin, nasıl hissediyorsan öyle…
sevgiyle,
osman
30.08.2010
valla cok uzuldum Zeynep..Allah babana rahmet kalanlara sabir versin..
Tufan AVSAR
30.08.2010
Zeynep, tekrardan başın sağ olsun. Başıma gelmedi ama ne zaman ailemden birini kaybedeceğimi düşünsem içim burkulur çokça bir de gerçekleşse neler hisseder insan inan tahmin edemiyorum. Sana güç ve sabır diliyorum. Umarım en kısa zamanda hayatın normal seyrine döner. Sonuçta ölümlü dünya, başkası veya yakınlarımız hatta biz, bir gün yaşayacağız bunu.
Oğuzhan
30.08.2010
Zeynep,
Ne üzücü ki seni babanın kana ihtiyacı olduğu gün tanıdım. Tanıdım da denemez ya, varlığından haberdar oldum. Keşke başka türlü takibe alsaydım blogunu.
Babanın vefatından sonra başsağlığı dileğimi kurabildiğim bir iki kısa cümle ile ifade etmiştim zaten; ama bu yazıyı da okumak istedim. Bilmiyorum çünkü insanın babasını kaybetmesi ne demek.
Elbette eğer erken giden ben olmazsam anneyi, babayı kaybetmenin ne demek olduğunu ben de öğreneceğim ve belki bunu bilmek kendini güçlü hissetmene sebep olur, bu acıları birçoğumuz yaşayacağız…
Ve şunu bilmek de insanı rahatlatıyor bazen, biz bu dünyaya boşuna gelmedik, bu dünyadan da boşuna göçüyor olamayız, birbirini bu kadar seven varlıklar, elbet bir gün tekrar buluşacak ve sonsuza dek mutlu olacaklar, değil mi?
Acını paylaşıyorum, lütfen kendine çok iyi bak.
Fatih Karatana
31.08.2010
Bir evlat olarak kendimi koydum yerine, babamı kaybetmenin düşüncesi dağladı yüreğimi, tutamadım kendimi, ağladım… Yazdıkların aldı götürdü beni, bir baba olarak okudum, kızlarımla daha fazla vakit geçireceğim, onları ne kadar çok sevdiğimi onlara daha sık söyleyeceğim, portakalları, elma dilimlerini, o çok sevdikleri çikolataları ellerimle yedireceğim dedim kendime, ağlıyorum bir yandan… Başın sağolsun tekrardan Zeynep.. En iyi haliyle, o hep güzel gözleriyle hatırla babanı.. Zamanla insan herşeye alışıyor ama sen alışma babanın yokluğuna.. Varlığını hissettirsin sana hep, gece uykunda gelip saçlarını okşasın.. Babalar çok sever çocuklarının saçlarını okşamayı, seni sen uyurken seyredecek ve canım kızım diyecek eminim… Babalar asla terketmez çünkü kızlarını….
banu kerse
31.08.2010
Uzun bir süre inanamıyorsun yokluğuna, işin tuhafı hala kabul etmiyorum ben ykluğunu . Kaç kere telefonunu aradım farkında olmadan. Kızımın dogumgunu pastası kesmedım “babam gelsin oyle keseyım”dedım. Alışılmıyor bu acıya , ama dayanılıyor. Onunla konuşmak rahatlatıyor , yanında hissediyorsun çoğu zaman . Sana sabır diliyorum.
Nazlıhan Şevik
31.08.2010
Sabah sabah ağlattın beni deli.
Evet ismini bile bilmiyordum babanın, seni de hiç görmedim ama öyle yakınımdan biri gibisin ki, öyle yakınımı kaybetmiş gibiyim ki…
Çünkü aynı gözyaşlarımızın tadı, diyor ya Şebnem, tam da öyle işte.
Şuan işyerindeyim boğazıma düğüm yapıştı kaldı yani. Ne desek boş güzelim, annen, kardeşin ve sen birbirinize iyi bakın.
Sevgiler
betül
11.11.2010
zeynepçim şimdi okudum yazını. başın sağolsun çok duygulandım gözlerim doldu. bende 2009 ağustosunda kaybettim babamı aniden.
allah rahmet eylesin canım.
There are no trackbacks to display at this time.