<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	
	xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>Zeynep Mengi</title>
	<atom:link href="http://www.zeynepmengi.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.zeynepmengi.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 06 Feb 2012 19:47:55 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>&#8220;Forget love&#8230; I&#8217;d rather fall in chocolate!&#8221;</title>
		<link>http://www.zeynepmengi.com/2012/02/forget-love-id-rather-fall-in-chocolate/</link>
		<comments>http://www.zeynepmengi.com/2012/02/forget-love-id-rather-fall-in-chocolate/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Feb 2012 19:36:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Zeynep Mengi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eğlence ve Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Ev]]></category>
		<category><![CDATA[Günlük]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[çikolata]]></category>
		<category><![CDATA[kakao]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.zeynepmengi.com/?p=1317</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Forget love&#8230; I&#8217;d rather fall in chocolate!&#8221; demiş biri. Kim demiş bilmiyorum ama iyi demiş. Şimdi ben böyle yazdım diye karışmasın ortalık. Çikolata aşkı bambaşka. Onu kenara alalım. Bu sabah Anıl&#8217;la (Eren) ders öncesi motivasyon sağlamak için ne yapılabilir diye konuşuyorduk. Tereddüt etmeden çikolata deyivermişim. Sonra baktım çikolata hakkında konuşmaya başlayınca susmayacağım, durdurdum kendimi. Çikolata benim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Forget love&#8230; I&#8217;d rather fall in chocolate!&#8221; demiş biri. Kim demiş bilmiyorum ama iyi demiş. Şimdi ben böyle yazdım diye karışmasın ortalık. Çikolata aşkı bambaşka. <img src='http://www.zeynepmengi.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' />  Onu kenara alalım. Bu sabah Anıl&#8217;la (Eren) ders öncesi motivasyon sağlamak için ne yapılabilir diye konuşuyorduk. Tereddüt etmeden çikolata deyivermişim. Sonra baktım çikolata hakkında konuşmaya başlayınca susmayacağım, durdurdum kendimi. Çikolata benim hem motivasyon kaynağım hem de can sıkıntımı geçiren bir yiyecek. Mutluyken, kızgınken, üzgünken, moralim bozulunca&#8230; Bahane bol yani çikolata yemek için. Gerçi bahaneye de gerek yok ya&#8230; Birkaç sene önce yazdığım bir haber kullandığım program nedeniyle birden uçunca deliye dönmüştüm. Deşifresinden haberin yazımına birkaç saat harcamıştım ve o kadar emeğin gittiğini görünce dellendim haliyle. Markete gidip kocaman bir çikolata alıp o sinirle paketi açtığım gibi bitirip sonra çalışmaya döndüğümü hatırlıyorum. Sadece çikolata da değil, içinde çikolata olan her şeyi dahil edebiliriz. Sinirlendiğimde çikolata getirip gönlümü alan arkadaşım çoktur. Son zamanlarda da sürekli çikolatanın faydalarıyla ilgili yazılar çıkınca kaptırdım gittim ben de. Yakında çikolata yapım kursunda soluğu alırsam şaşırmam. Evde bir yerlerde mutlaka çikolatalı bir tatlı oluyor. Yoksa ben mutfağa girip yapıyorum. Sonra da annem kızıyor. Kilo alıyormuş.</p>
<p><a href="http://www.zeynepmengi.com/wp-content/uploads/2012/02/bitter.jpeg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1319" title="bitter" src="http://www.zeynepmengi.com/wp-content/uploads/2012/02/bitter-285x175.jpg" alt="" width="285" height="175" /></a>* Wayne Üniversitesi&#8217;nin yaptığı araştırmaya göre, spordan önce az miktarda tüketilen çikolatanın, (içindeki episatesin isimli madde sayesinde) performansı yüzde 50 artırdığı tespit edilmiş. Benzer bir şekilde spordan yarım saat önce içilen kahvenin yağ yakımını hızlandırdığını da duydum ama bununla ilgili bir şey okumadım, ne kadar doğru bilmiyorum.</p>
<p>* Medical Journal&#8217;ın yaptığı araştırmaya göre de, yüksek miktarda kakao içerikli ürünler tüketenlerin kalp krizi geçirme veya diğer kalp damar hastalıklarına yakalanma ihtimali, bu ürünlerden az tüketenlere göre yüzde 37 daha düşükmüş.</p>
<p>* Cambridge Üniversitesi&#8217;nin yaptığı araştırmada ise çikolata düşkünlerinin (ben oluyorum bu) inme geçirme riskinin yüzde 29 oranında düştüğü görülmüş.</p>
<p>Çikolata mutluluk verir, çikolata sağlıklıdır haberlerini destekliyorum. <img src='http://www.zeynepmengi.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' />  Abartmadan tabii. Fazlası zarar her şeyde olduğu gibi.  Gerçi Birmingham Üniversitesi&#8217;nden bilim insanları da düşük yağ oranına sahip çikolata üretmeyi başarmış. Çikolatanın içerisindeki yağ partiküllerini su veya hava ile değiştirmişler. Su ile birleşince kakao yağı minik parçacıklar meydana getirmiş. Elde edilen çikolatanın %60&#8242;ı su olmasına rağmen tadı ve dokusunda hiç bir değişiklik yokmuş. Bari kısa zamanda seri üretime geçseler de daha rahat yiyebilsek.</p>
<p>Çikolata hakkında bu kadar yazınca canım istedi tabii. Zulada birkaç parça olacak. Raflarda yeni ürünleri gördükçe mutlaka deniyorum. Galiba sevmediğim türü de yok. Acılı çikolatadan, kakao oranı %99 olana kadar heeeepsini seviyorum. Bazılarını daha çok seviyorum ama. <img src='http://www.zeynepmengi.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' />  Şimdi gidip o sevdiklerimden tırtıklayayım.</p>
<p>Bu yazıyı yazmama vesile olan Anıl Eren&#8230; Sıradaki çikolatayı da senin için yiyorum. <img src='http://www.zeynepmengi.com/wp-includes/images/smilies/icon_wink.gif' alt=';)' class='wp-smiley' /> </p>
<h4></h4>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.zeynepmengi.com/2012/02/forget-love-id-rather-fall-in-chocolate/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:thumbnail url="http://www.zeynepmengi.com/wp-content/uploads/2012/02/cikolataaa-222x150.jpg" />
		<media:content url="http://www.zeynepmengi.com/wp-content/uploads/2012/02/cikolataaa-222x150.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">cikolataaa</media:title>
		</media:content>
		<media:content url="http://www.zeynepmengi.com/wp-content/uploads/2012/02/bitter.jpeg" medium="image">
			<media:title type="html">bitter</media:title>
			<media:thumbnail url="http://www.zeynepmengi.com/wp-content/uploads/2012/02/bitter-150x150.jpg" />
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Çalışma hayatıyla ilgili 13 korkunç gerçek</title>
		<link>http://www.zeynepmengi.com/2012/02/calisma-hayatiyla-ilgili-13-korkunc-gercek/</link>
		<comments>http://www.zeynepmengi.com/2012/02/calisma-hayatiyla-ilgili-13-korkunc-gercek/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Feb 2012 08:54:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Zeynep Mengi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hürriyet İK]]></category>
		<category><![CDATA[İnternet]]></category>
		<category><![CDATA[çay]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[fazla mesai]]></category>
		<category><![CDATA[internet]]></category>
		<category><![CDATA[iş hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kahve]]></category>
		<category><![CDATA[kariyer]]></category>
		<category><![CDATA[Kriz]]></category>
		<category><![CDATA[mola]]></category>
		<category><![CDATA[patron]]></category>
		<category><![CDATA[pazartesi]]></category>
		<category><![CDATA[psikopat]]></category>
		<category><![CDATA[sarışın]]></category>
		<category><![CDATA[şirretlik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.zeynepmengi.com/?p=1312</guid>
		<description><![CDATA[Son aylarda batı ülkelerinde bizim gibi çalışanları ilgilendiren birçok araştırma yayımlandı. Bunların bazıları yıllardır bildiğimiz kimi gerçekleri doğrularken, kimileri insana vay be! dedirtecek sonuçlara ulaştı. İşte size bu araştırmalardan en çarpıcıları&#8230; Patronunuz ‘başarmış bir psikopat’ olabilir “Bizim patron resmen psikopat ya!..” Bu yakınmayı mutlaka bir yerlerde duymuşsunuzdur. Sakın gülüp geçmeyin. Sizinki de, Amerikalı psikolog Paul [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Son aylarda batı ülkelerinde bizim gibi çalışanları ilgilendiren birçok araştırma yayımlandı. Bunların bazıları yıllardır bildiğimiz kimi gerçekleri doğrularken, kimileri insana vay be! dedirtecek sonuçlara ulaştı. İşte size bu araştırmalardan en çarpıcıları&#8230;<br />
<strong><br />
Patronunuz ‘başarmış bir psikopat’ olabilir<br />
</strong>“Bizim patron resmen psikopat ya!..” Bu yakınmayı mutlaka bir yerlerde duymuşsunuzdur. Sakın gülüp geçmeyin. Sizinki de, Amerikalı psikolog Paul Babiak’ın tanımıyla ‘başarmış bir psikopat’ olabilir. Yapılan bir araştırma her 25 Amerikalı patrondan birinin psikopat eğilimli olduğunu ortaya koyuyor. İşin ilginç yanı bu oran diğer meslek dallarına göre 4 kat daha yüksek. Babiak’ın araştırmasına göre bu ‘psiko’lar yönetim becerilerinin zaafını, çalışanlarının ‘gözünü boyayarak’ telafi ediyorlar. Adını koyamasalar bile, altlarında çalışanların tavırlarını ve duygularını tahlil edip ‘duygusal manipülasyon’ yapmayı beceriyorlar. Yöntemleri değişiyor elbet, sindirme politikası izleyen de var, karşısındakini yok farzetmeyi yeğleyen de. Babiak bu yöneticilerin ‘başarmış psikopatlar’ olduğunu ve ‘ne kadar hasta ruhlu iseler o kadar karizmatik olduklarını’ iddia ediyor.</p>
<div>
<p><strong>Şirretlik size maaş olarak geri dönüyor<br />
</strong>Yapılan araştırmalar çalışma hayatında ‘şirretler’in (edepsiz, kavga çıkarmaktan hoşlanan) daha yüksek maaş ve zam aldığını gösteriyor. Amerika’da yapılan araştırmalar, şirret erkeklerin meslektaşlarından ortalama yüzde 18, kadınların da yüzde 5 fazla kazandığını gösteriyor. Özetle agresif bir tutum, görüşlerini kabul ettirmeyi, çatışmalardan kazançlı çıkmak ve şirkette yükselmek için bir avantaj. Bir çalışma arkadaşınız sizden bir yardım istediğinde, yahut patronunuzla maaş zammını konuşurken bu gerçeği unutmayın.</p>
<p><strong>İnternette gezinmek faydalıdır<br />
</strong>Singapur Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmaya göre internette gezinmek çalışanların motivasyonunu ve enerjisini yeniliyormuş. Üstelik internette gezinmek, özel telefon görüşmelerinden, şahsi e-postasına cevap vermekten bile ‘faydalı’ imiş. 3 gruba ayrılan 96 öğrenciden uzunca bir metnin içindeki ‘e’ harflerini tek tek saymaları istenmiş. Birinci gruba hiç teneffüs verilmemiş; ikinci grup istediği zaman dinlenmiş ama internete girmesine izin verilmemiş; üçüncüsü ise, istediği zaman internete girerek, kafasına göre çalışmış. Peki hangi grup en verimli olmuş sizce? Sonuncusu.</p>
<p><strong>Çocuk sahibi olmak kariyere darbe indirir<br />
</strong>İşte bilinen bir gerçek daha: Zaten kadınların kâbûsu olan ‘cam tavan’ anne oldukları zaman biraz daha kalınlaşıyor. Anne olmak, zaten çalışma hayatında ‘negatif ayrımcılık’ kurbanı olan kadınların kariyerine ağır bir darbe indiriyor. Fransa’da yapılan bir ankete göre, şirketlerin yüzde 34’ü 2011 yılında yeni personel almaya hazırlanırken ‘çocuklu kadın’ istihdam etmeyi ‘kabul edenler’in oranı sadece yüzde 25 idi. Bu oran 2010 yılında yüzde 33 idi. Yani durum giderek kötüleşiyor.</p>
<p><strong>Sarışınlar daha yüksek ücret alır</strong>1953 yapımı ‘Erkekler Sarışın Sever’ filmi, biri paralı erkeklerin peşinde koşan bir ‘aptal sarışın’ (Marilyn Monroe) diğeri her seferinde çulsuz erkeklere aşık olan kumral (Jane Russell) iki arkadaşın Paris macerasını anlatır. Avustralya Queensland Üniversitesi’nin 13 bin kadın çalışan üzerinde yaptığı bir araştırma erkek egemen şirketlerin de ‘sarışın sevdiği’ gerçeğini ortaya çıkardı. Avustralya’da sarışın kadınlar esmer veya kumral hemcinslerinden yüzde 7 daha yüksek ücret alıyorlarmış.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Fazla mesai yapanın sonu akşamcılıktır!<br />
</strong>Yeni Zelanda Otago Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre, haftada 50 saat ve üstü mesai yapan çalışanların alkol bağımlısı olma riski, fazla mesai yapmayanların 1.3 ila 3.3 katı imiş. Alın size patronun ‘ricasına’ karşı çıkmak için kapı gibi bir gerekçe! Uzmanlar bu riski 2 ana nedene bağlıyorlar: Ağır mesainin getirdiği yük ve stresi atmak için akşam bir kadeh içme eğilimi + iş arkadaşlarıyla uzun saatler bir arada olup ‘aşırı sosyalleşmenin’ getirdiği ‘hadi çıkışta bir kadeh atalım’ ritüeli…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Krizde kadınlara ayrımcılık uygulanır<br />
</strong>Fransa’da yapılan araştırmaya göre, 4 Fransızdan biri ‘krizde işe almada erkeklere öncelik tanınmasını normal bulduklarını’ söylüyorlar. Gerekçe? 19.yy’dan kalma klişeler: Evi geçindiren erkektir, kadının maaşı ek gelirdir. Erkek iş bulamaz, eve ekmek getiremezse utanır, kadın çalışmasa da olur. Tek teselli gençlerin bu koduna büyüklerinden daha ‘medeni’ oluşu. ‘İş ararken erkeklere öncelik verilmeli’ cevabı 75 üstü kadın ve erkeklerde yüzde 50 iken, bu oran 20-24 yaş arası gençlerde yüzde 10’a düşüyor. İnşallah bu geçler yaşlanınca dedelerine-ninelerine benzemezler!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Çay-kahve molası = 188 gün mesai<br />
</strong>Sabah mesaiye çayını-kahvesini yudumlamadan başlamayanlar, saat 10’da 11’de, öğleden sonra 5 sularında bir küçük çay-kahve molası veren İngilizler… bir hesaba göre (günde ortalama 24 dakikadan) kariyerleri boyunca 188 tam gün işten kaytarıyorlarmış. Online Opinions adlı sitenin araştırmasına göre bunun İngiltere ekonomisine maliyeti yılda çalışan başına 416 İngiliz sterlini yani 1.165 TL imiş. Tabii söz konusu araştırma, bu çay-kahve molasının çalışanların enerjisini ne kadar tazelediğini, motivasyonunu ne kadar arttırdığını; yahut da hiç ara vermeseler verim düşüklüğünün ekonomiye kaça mal olacağını söylemiyor…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>‘Boş vaktimizde’ de çalışıyormuşuz<br />
</strong>Biz değil aslında Fransızlar, ama Türkler için de durum farklı değildir herhalde. 100 Fransız çalışandan 90’ı normal mesai saatleri dışında da işine zaman ayırmayı sürdürüyormuş. İlginçtir, çalıştığı şirket ne kadar küçükse, özel hayatından fedakarlık o oranda artıyormuş. ‘Mesai saatlerim dışında 3 saat daha evden/dışarıdan çalışıyorum’ diyenlerin oranı büyük şirketlerde yüzde 57 iken küçük şirketlerde yüzde 70’i buluyormuş.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Fiziksel görünüm ayrımcılık sebebi<br />
</strong>Bu da bilinen ve söylenen bir gerçek aslında. ‘Güzel olmamak’ işe girerken, işte yükselirken çok ciddi bir dezavantaj. Ne yazık ki! Hatta kimi araştırmalara göre ‘olumsuz bir fizik’ bir numaralı ayrımcılık sebebi. Etnik kökenden, cinsiyetten, eğitim ve iş tecrübesinden bile fazla… Bunun bilincinde olan kimi çalışanlar estetik ameliyata sığınıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Pazartesi, depresyona en meyilli  gün<br />
</strong>İngiliz pop grubu Supertrump’ın ünlü From Now On parçasının ‘Yine pazartesi geldi / Yine aynı yerde oturuyorum / Yine aynı suratlar bana bakıyor / Kimbilir daha ne kadar burada oturacağım’ dediği gibi… pazartesi çalışanlar için en zor gün. O kadar ki, İngilizler’in pazartesi günü ‘ilk kez yüzlerinin gülmesi için’ saatlerin 11’i çeyrek geçmesi gerekiyormuş. Üstelik pazartesi sendromunun ‘alışması’ da yokmuş, aksine. İnsanlar şirkette eskidikçe, pazartesi daha çok ‘koyuyor’ imiş.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Oturarak çalışmak ömrü kısaltıyor<br />
</strong>American Cancer Society’nin bir araştırmasına göre günde 6 saatten fazla oturarak çalışanların ölüm oranı, 3 saatten daha az oturan çalışanlardan yüzde 20 daha fazla imiş. Bu fark kadınlarda yüzde 40’a çıkıyormuş. Sebep? Hareketsizliğin sebep olduğu şeker ve obezite gibi hastalıklar. İşte bu yüzden doktorlar ‘e-posta atacağınıza, telefon edeceğinize kalkıp şefinizin odasına gitmeyi yeğleyin. Hatta mümkünse asansörle değil, merdiveni kullanarak’ diyorlar. Sosyalleşmesi de cabası…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Şirretler yaratıcılığı arttırıyor<br />
</strong>Yukarıda şirret çalışanların daha iyi işi ve maaşı kaptığını söyledik ya… Meğer edepsizliklerinin sadece kendilerine değil, diğer arkadaşlarına da faydası varmış. Journal of Applied Psychology’de yer alan bir makaleye göre kötü muameleye, alaya, bağırıp çağırılmaya maruz kalan çalışanlar bu duruma düşmemek için daha yaratıcı oluyorlarmış. Belki, belki doğru olabilir ama herkes biliyor ki, çalışanları motive etmenin, yaratıcılıklarını teşvik etmenin en iyi yolu onlara saygı göstermek, yetki vermek ve inanmaktır.</p>
<p>Kaynak: Hürriyet İK</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.zeynepmengi.com/2012/02/calisma-hayatiyla-ilgili-13-korkunc-gercek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:thumbnail url="http://www.zeynepmengi.com/wp-content/uploads/2012/02/megafonnn-a-170x150.gif" />
		<media:content url="http://www.zeynepmengi.com/wp-content/uploads/2012/02/megafonnn-a-170x150.gif" medium="image">
			<media:title type="html">megafonnn-a</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Bekar kadınlar rahatsız edilmemek için pırlanta tektaş takıyormuş!</title>
		<link>http://www.zeynepmengi.com/2012/02/bekar-kadinlar-rahatsiz-edilmemek-icin-pirlanta-tektas-takiyormus/</link>
		<comments>http://www.zeynepmengi.com/2012/02/bekar-kadinlar-rahatsiz-edilmemek-icin-pirlanta-tektas-takiyormus/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 02 Feb 2012 17:45:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Zeynep Mengi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eğlence ve Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Günlük]]></category>
		<category><![CDATA[carat]]></category>
		<category><![CDATA[divas diamond]]></category>
		<category><![CDATA[elmas]]></category>
		<category><![CDATA[gümüş]]></category>
		<category><![CDATA[karat]]></category>
		<category><![CDATA[kolye]]></category>
		<category><![CDATA[küpe]]></category>
		<category><![CDATA[nurettin özdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[pırlanta]]></category>
		<category><![CDATA[takı]]></category>
		<category><![CDATA[yüzük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.zeynepmengi.com/?p=1292</guid>
		<description><![CDATA[Takı konusunda hassas bir insanım. Bilen bilir, konu kolye, küpe özellikle de yüzük olunca çok seçiciyim. Kendimi bildim bileli de bütün bunları takıyorum. 8 tane yüzük, 7 tane küpe, 1 tanecik de kolye her zaman üzerimdedir. Yıllardır da sorarlar sıkılmıyor musun bu kadar takıyla diye. Bazı arkadaşlarım da öyle alışmıştır ki takmadığım zaman garipserler. Ki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;" align="center">Takı konusunda hassas bir insanım. Bilen bilir, konu kolye, küpe özellikle de yüzük olunca çok seçiciyim. Kendimi bildim bileli de bütün bunları takıyorum. 8 tane yüzük, 7 tane küpe, 1 tanecik de kolye her zaman üzerimdedir. Yıllardır da sorarlar sıkılmıyor musun bu kadar takıyla diye. Bazı arkadaşlarım da öyle alışmıştır ki takmadığım zaman garipserler. Ki bu da çok ender olur zaten.<br />
Takılarımın neredeyse tamamı da gümüş. Altınla alakam hiç olmadı, sevmiyorum. Varsa da aile büyüklerinden gelmiştir. Şimdi nereden çıktı bu takı konusu? Önceki yazı gibi birkaç ay önce yazmayı planladığım ama fırsat bulamadığım için şimdi telafi ediyorum. Dedim ya gümüş sever gümüş takarım diye. Altınla olmadığı gibi kafam kadar taşları olan, parlak takılara karşı da mesafeliyim. Benim için fazla ağırlar. Kendi takılarıma bakıyorum da, bildiğin spor denebilecek türdeler. Haliyle abartılı şeyler bana pek gelmiyor. Herhalde o yüzdendir kuyumculara sadece altın almak için giriyorum. Vitrinlere bakmam bile. Takma konusunda pek hevesli olmamama rağmen pırlantaların nasıl üretildiğini merak ediyordum. Karşıma öğrenme fırsatı çıkınca da kaçırmadım. Sadece pırlantayla ilgili de değil, kullanıcılar hakkında da epey şey öğrendim.<br />
<a href="http://www.zeynepmengi.com/wp-content/uploads/2012/02/divas1.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1297" title="divas1" src="http://www.zeynepmengi.com/wp-content/uploads/2012/02/divas1-285x175.jpg" alt="" width="285" height="175" /></a>Birkaç ay önce Nurettin Özdoğan&#8217;ın daveti üzerine Divas Pırlanta&#8217;nın fabrikasına  gittim. Şimdi pırlanta fabrikası dendiğinde gözümde canlanan şey bir banttan taş geliyor, diğerinden yüzük, kolye, küpe artık takı neyse o geliyor, bir makine içine giriyorlar ve makinenin diğer tarafından hoooop diye pırlantalı takılar çıkıyor. Yok tabii öyle bir şey. 5-6 katlı bir yer burası. Her katında farklı işlemler yapılıyor. Bir katta pırlantalar kesilip temizleniyor, parlatılıyor, bir katta tasarım yapılıyor, başka bir katta takılar hazırlanıyor, paketleniyor&#8230; O kadar ince bir işçilik var ki, gözleri nasıl görüyor, nasıl işliyorlar, nasıl çalışıyorlar yerinde görmek lazım. Büyük bir emek var gerçekten.<br />
Silikondan kalıplar çıkarmalar, bunların içine ham maddenin dökülmesi, pırlantanın yerleştirilmesi&#8230; Eski zamanlarda pırlantanın ham maddesi olan elmas kesilmeden bırakılırmış. 14. yüzyılda sanatkarlar taşların ışık saçması için gerekli olan kesme ve cilalama tekniklerini araştırmaya başlamışlar. İlk olarak Hindistan&#8217;da dere kenarında ışıltısıyla insanların ilgisini çekmiş. Hiçbir alet tarafından kesilemediği ve en sıcak ateşe bile dayandığı için o dönemlerde elmasın olağanüstü güçlere sahip olduğu sanılmış. Ayrıca hastalık, hırsızlık ve kötülükleri uzakta tutan bir şans tılsımı olarak da görüyorlarmış. Romalılar ise elması yıldızdan kopan parçalar, Yunanlılar da tanrıların gözyaşları olduğuna inanmış.</p>
<p style="text-align: left;" align="center">Krallar savaşlarda elmas takarmış. Kraliçeler ve cariyeler güç ve ihtiras simgesi olarak elmasa sahip olmak isterlermiş. Aşk ve bağlılığın simgesi <a href="http://www.zeynepmengi.com/wp-content/uploads/2012/02/divas3.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-1298" title="divas3" src="http://www.zeynepmengi.com/wp-content/uploads/2012/02/divas3-285x175.jpg" alt="" width="285" height="175" /></a>olarak pırlanta yüzük hediye etme geleneği 15. yüzyılda Avusturya Arşidükü Maximillian&#8217;ın nişanı sırasında Burgonya düşesi Mary&#8217;ye elmas bir yüzük hediye etmesiyle başlamış. (Yaktın erkekleri Maximillian) Sol elin dördüncü parmağına (yüzük parmağı) yüzük takma geleneği ise Eski Mısırlıların Vena Amoris&#8217;in (aşk damarı) bu parmaktan doğrudan kalbe ulaştığına olan inançlarından geliyormuş. Bu yüzük parmağıyla ilgili duyduğum birkaç hikaye daha var ama artık onlar da başka bir yazıda olsun.</p>
<p style="text-align: left;" align="center"><strong>Pırlantalar neye göre sınıflandırılıyor?</strong><br />
Hintli tüccarlar elmasların içinden kaliteli olanları kendilerine saklayıp kalitesi düşük olanları satıyorlarmış. Bu dönemde herkes kaliteli elmaslara sahip olmak istiyormuş. Ellerindeki elmasları daha ışıltılı hale getirmek için çeşitli yollar aramaya başlamışlar. Elması işlemek için bütün aletleri denemişler. Elmasın sadece başka bir elmasla işlenebileceğini keşfettikten sonra ışıltısını en çok yansıtacağı kesim için araştırmaya başlamışlar. Birçok matematikçi, fizikçi bu konuda uğraşmış. İlk olarak gül kesimi kullanılmış. Ama yüksek parlaklık sağlanamamış. En yüksek ışıltıyı veren kesimi Marcel Tolkowsky bulmuş. Uygun açılarla 57 fasetli olarak kesilen elmasta en yüksek parlaklık sağlanmış.<br />
Peki pırlantalar neye göre sınıflandırılıyor? Sınıflandırma ve haliyle fiyatlandırma 4 özelliğe göre yapılıyormuş. 4c de diyorlarmış buna. Kesim (cut), renk (colour), berraklık (clarity), ağırlık (carat). Hah bunu öğrendiğimize göre olur da pırlanta almaya gidersek biliyormuş veya anlıyormuş gibi yapabiliriz. Teknik olmasa da az çok bir şeyler bildiğimizi gösterir. Eşe dosta da hava atabiliriz. Kesim şekilleri de verelim birkaç tane, tam olsun: Markiz, oval, damla, kalp, zümrüt&#8230;</p>
<p style="text-align: left;" align="center"><strong>Renkli isterseniz&#8230;</strong><br />
Renk konusuna gelirsek, elmaslar renkli ve renksiz olmak üzere ikiye ayrılıyormuş. Pırlanta için en uygunu renksiz olanmış. İlla renkli istiyorum derseniz de kırmızısı var, pembesi var, mavisi var, sarısı, yeşili, moru, kahverengisi, grisi hatta siyahı bile varmış.  Ağırlık ise bana en aşina gelen kısmı. Kaç karat? Soruyu biliyorum ama verilecek cevapları bildiğimi söyleyemem. Onu da şimdi öğreneceğiz. Günümüzde carat 0.2 gramlık standart bir metrik ölçüymüş. Her carat 100 eşit puana bölünürmüş. Mesela çeyrek carat 25 puan ve 0.25 ct şeklinde yazılırmış.</p>
<p style="text-align: left;" align="center">Elmas hakkında ukalalık yapabilmemiz için birkaç bilgi daha verelim.<br />
* Elmasın İngilizce karşılığı olan diamond kelimesi, Yunanca&#8217;da fethedilemez anlamına gelen adamas&#8217;tan türemiş.<br />
* Elmas insanoğlunun tanıdığı en sert doğal mineralmiş.<br />
* Kesme ve cilalama sırasında orijinal ağırlığının yarısını kaybedermiş. (Olduğu gibi mi taksak ne yapsak?)<br />
* En nadir bulunan elmas kırmızıymış!<br />
* Zamanın başlangıcından beri traşlanmış olan pırlantalar toplansaydı sadece bir tane çift katlı otobüsü doldurabilirdi.</p>
<p style="text-align: left;" align="center">Bütüüüüün bu güzel ve faydalı bilgilerden sonra biraz da pırlantaları kimlerin taktığına dair birkaç şey ekleyeceğim. Divas Diamond bu konuda bir araştırma  yapmış. 1000 kişiyle yapılan bu ankete göre tektaş pırlata yüzük %62 oranında söz, nişan ve evlilik gibi çiftlerin aile kurma yolunda attıkları resmi adımı temsil ediyor. Asıl çarpıcı sonuç %38&#8242;lik diğer tektaş pırlanta yüzük kullanıcılarında gündem oluyor. Bu kategoride en çok göze çarpan tektaş pırlanta yüzük kullanımları sırasıyla şöyle:</p>
<p style="text-align: left;">- İlişkiler çerçevesinde çevresi tarafından rahatsız edilmek istemeyen henüz evlenmemiş kadınlar.</p>
<p style="text-align: left;">- Hayatlarını birleştirme kararını aralarında almış ancak aileleri henüz tanışamamış genç çiftler.</p>
<p style="text-align: left;">Genç çiftlerde satın almayı ağırlıkta erkekler gerçekleştiriyorken çevresi tarafından rahatsız edilmek istemeyen kadınlar bu satın almayı kendileri doğrudan yapıyorlar. Araştırmada evlenme yolunda karar alan çiftlerde, erkekler eşlerinin rahatsız edilmemesi ve tektaşın görünür olması için daha büyük taş tercih ettiklerini,  kendileri için satın alan kadınların sembolik ve ekonomik bir tektaş aldıklarını göstermiş.</p>
<p style="text-align: left;">Evet, elmas ve pırlantayla ilgili biraz bilgi sahibi olduk. Divas Diamond ve Nurettin Özdoğan&#8217;a katkıları için teşekkür ederim. Epey faydalı oldu. <img src='http://www.zeynepmengi.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.zeynepmengi.com/2012/02/bekar-kadinlar-rahatsiz-edilmemek-icin-pirlanta-tektas-takiyormus/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:thumbnail url="http://www.zeynepmengi.com/wp-content/uploads/2012/02/divas4-222x150.jpg" />
		<media:content url="http://www.zeynepmengi.com/wp-content/uploads/2012/02/divas4-222x150.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">divas4</media:title>
		</media:content>
		<media:content url="http://www.zeynepmengi.com/wp-content/uploads/2012/02/divas1.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">divas1</media:title>
			<media:thumbnail url="http://www.zeynepmengi.com/wp-content/uploads/2012/02/divas1-150x150.jpg" />
		</media:content>
		<media:content url="http://www.zeynepmengi.com/wp-content/uploads/2012/02/divas3.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">divas3</media:title>
			<media:thumbnail url="http://www.zeynepmengi.com/wp-content/uploads/2012/02/divas3-150x150.jpg" />
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Romlu kokteyl tarifleri</title>
		<link>http://www.zeynepmengi.com/2012/01/romlu-kokteyl-tarifleri/</link>
		<comments>http://www.zeynepmengi.com/2012/01/romlu-kokteyl-tarifleri/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Jan 2012 19:35:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Zeynep Mengi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eğlence ve Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Ev]]></category>
		<category><![CDATA[Günlük]]></category>
		<category><![CDATA[bacardi]]></category>
		<category><![CDATA[kokteyl]]></category>
		<category><![CDATA[lime]]></category>
		<category><![CDATA[rom]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.zeynepmengi.com/?p=1285</guid>
		<description><![CDATA[Aslında bu mevsimde daha çok sıcak şarap tercih ederim ama uzun zamandır yazmak istediğim bir yazı vardı. Ona öncelik tanıdım. Geçtiğimiz ay Bacardi&#8217;nin düzenlediği bir etkinliğe katıldım. Yeni yeni kokteyller öğrendim. Daha önce romla denemeler yapmamıştım. Bilen bilir, Cosmopolitan ve Bloody Mary benim en sevdiğim kokteyller. Bunlar dışında kendi karışımlarım da var. Aklıma estikçe yapıyorum [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Aslında bu mevsimde daha çok sıcak şarap tercih ederim ama uzun zamandır yazmak istediğim bir yazı vardı. Ona öncelik tanıdım. Geçtiğimiz ay Bacardi&#8217;nin düzenlediği bir etkinliğe katıldım. Yeni yeni kokteyller öğrendim. <img src='http://www.zeynepmengi.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' />  Daha önce romla denemeler yapmamıştım. Bilen bilir, Cosmopolitan ve Bloody Mary benim en sevdiğim kokteyller. Bunlar dışında kendi karışımlarım da var. Aklıma estikçe yapıyorum bir şeyler. Romla yapılan kokteyller konusunda zayıf olduğum için faydalı bir etkinlik oldu.</p>
<p><a href="http://www.zeynepmengi.com/wp-content/uploads/2012/01/bacardi3.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-1287" title="bacardi3" src="http://www.zeynepmengi.com/wp-content/uploads/2012/01/bacardi3-285x175.jpg" alt="" width="285" height="175" /></a>Taksim&#8217;deki House Cafe&#8217;de yapıldı etkinlik. Önce rom ve Bacardi hakkında bilgi aldık sonra da istasyonlarımıza geçtik. Başlamadan önce şöyle bir malzemelere baktım. Hepsi kolay bulunabilir şeylerdi. En büyük sıkıntım malzemeleri bulamamak. Kokteyl yapmayı çok seviyorum ama eksik bir malzeme olduğunda sinmiyor içime. O açıdan kolayca bulunan malzemeler olduğunu görünce epey sevindim. Yaptığımız bütün tariflere de bayıldım. Şekerli kokteyl sevenler için de tarifler vardı yoğunluğu daha az olanlar da. Artık canım nasıl istiyorsa o şekilde yapabileceğim.</p>
<p>1860&#8242;lardan önce rom, yakan su veya ateş suyu olarak bilinirmiş. İçimi sert, acı ve tatsızmış. Don Facundo Bacardi Masso (maaaaşallah) 19. yüzyılın başlarında İspanya&#8217;da Küba&#8217;ya geçen bir şarap tüccarıymış. Yıllar süren araştırmaları sonucunda rom üretimini kökten değiştirmiş. Birkaç teknikle romu filtrelemiş, yabancı maddeleri ortadan kaldırmış, meşe fıçılar içinde yıllandırarak yumuşatan bir etki yaratmış.</p>
<p>Tariflere geçelim o zaman. <img src='http://www.zeynepmengi.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p><strong><a href="http://www.zeynepmengi.com/wp-content/uploads/2012/01/bacardi4.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1288" title="bacardi4" src="http://www.zeynepmengi.com/wp-content/uploads/2012/01/bacardi4-285x175.jpg" alt="" width="285" height="175" /></a>Bacardi Pina Colada</strong>: 2 ölçü Bacardi, 3-4 dilim taze ananas, 1 cl. hindistancevizi şurubu, 2 kaşık toz şeker, kırık buz.<br />
Tüm malzemeleri bir mikserin veya kokteyl karıştırma kabının içine koyun. Kırık buz ekleyin. Sertçe çalkalayın veya yumuşayana kadar mikserde tutun. Soğutulmuş bir bardak içine dökün ve iki kere süzün. Taze ananas dilimleriyle de süslenebilir.</p>
<p><strong>Bacardi Daiquiri</strong>: 1 ölçü Bacardi, 1 adet lime, 2 kaşık toz şeker, kırık buz.<br />
Bacardi&#8217;yi shaker&#8217;a dökün. Lime&#8217;ı sıkıp üzerine ekleyin. Toz şekeri karışıma katın. Bolca kırık buz ekleyin ve çalkalayın. Süzerek servis yapın.</p>
<p><strong>Bacardi Strawberry Daiquiri</strong>: 1 ölçü Bacardi, 5-6 tane çilek, yarım limon, lime suyu, 2 kaşık toz şeker, kırık buz.<br />
Çilek ve şekeri ezin. Shaker içine ezilmiş çilek ve şekeri koyun. Kırık buz ve lime suyunu ekleyin. Bolca buzla karışımı soğuyuncaya kadar çalkalayın. Soğuk bardağa süzerek servis yapın.</p>
<p><strong>Bacardi Mojito</strong>: 1 ölçü Bacardi, 1/2 Lime, 2 kaşık toz şeker, 12 tane taze nane yaprağı, soda<br />
Limeları küp küp kesin ve toz şekerle ezin. Naneleri ekleyin ve tokmakla hafifçe ezin. Üzerine kırık buz ilave edin Bacardi ekleyip karıştırın. Son olarak soda ekleyin ve nane ile süsleyerek servis yapın.</p>
<p><strong>Bacardi Watermelon Mojito</strong>: 1 ölçü Bacardi, 12 adet nane yaprağı, 1/2 Lime, 1 adet karpuz dilimi, kırık buz, soda, 2 kaşık toz şeker.<br />
Karpuz dilimini ezin ve bardağa ekleyin. Lime&#8217;ı küp küp kesip toz şekerle ezin. Naneleri ekleyin ve tokmakla hafifçe ezin. Üzerine  kırık buz ekleyin. Bacardi ilave edin ve karıştırın. Son olarak birkaç damla soda ekleyin ve naneyle süsleyerek servis yapın.</p>
<p><strong>Bacardi Peach Mojito</strong>: 1 ölçü Bacardi, 12 adet nane yaprağı, 1/2 Lime, 1/2 şeftali, kırık buz, soda, 2 kaşık toz şeker.<br />
Yarım şeftaliyi ezin ve bardağa ekleyin. Yarım lime&#8217;ı küp küp keserek toz şekerle ezin. Naneleri ekleyin ve hafifçe tokmakla ezin. Üzerine kırık buzları ve Bacardi&#8217;yi ekleyin. Birkaç damla soda ilave ettikten sonra naneyle süsleyin.</p>
<p><strong>Bacardi Orange</strong>: 1 ölçü Bacardi, 15 cl portakal suyu, portakal dilimi veya lime<br />
Bacardi&#8217;yi bardağa dökün. Portakal suyunu ekleyin. Portakal dilimi veya lime ile servis yapın.</p>
<p>Görüldüğü gibi tariflerdeki malzemeler öyle çok zor bulunan malzemeler değil. Arada göze çarpan bir hindistancevizi şurubu var. Evi kokteyllere kahvelere koyarım diye şurupla doldurduğum için bende bulunan bir malzemeydi. Şanslıyım birazcık. <img src='http://www.zeynepmengi.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /><br />
Unutmadan fotoğraflar da Muhammet Çakır&#8217;a ait. Hem ona hem de etkinliği düzenleyen Bacardi ve Dekotlon Buzz&#8217;a teşekkür ederim.</p>
<p>Afiyet olsun. <img src='http://www.zeynepmengi.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.zeynepmengi.com/2012/01/romlu-kokteyl-tarifleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:thumbnail url="http://www.zeynepmengi.com/wp-content/uploads/2012/01/bacardi1-222x150.jpg" />
		<media:content url="http://www.zeynepmengi.com/wp-content/uploads/2012/01/bacardi1-222x150.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">bacardi1</media:title>
		</media:content>
		<media:content url="http://www.zeynepmengi.com/wp-content/uploads/2012/01/bacardi3.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">bacardi3</media:title>
			<media:thumbnail url="http://www.zeynepmengi.com/wp-content/uploads/2012/01/bacardi3-150x150.jpg" />
		</media:content>
		<media:content url="http://www.zeynepmengi.com/wp-content/uploads/2012/01/bacardi4.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">bacardi4</media:title>
			<media:thumbnail url="http://www.zeynepmengi.com/wp-content/uploads/2012/01/bacardi4-150x150.jpg" />
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Sinemada patron karakterleri</title>
		<link>http://www.zeynepmengi.com/2012/01/sinemada-patron-karakterleri/</link>
		<comments>http://www.zeynepmengi.com/2012/01/sinemada-patron-karakterleri/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Jan 2012 18:53:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Zeynep Mengi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eğlence ve Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Film ve Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Günlük]]></category>
		<category><![CDATA[Hürriyet İK]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür ve Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[fabrikatör]]></category>
		<category><![CDATA[patron]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.zeynepmengi.com/?p=1252</guid>
		<description><![CDATA[Bir süre önce sinemalarda Patrondan Kurtulma Sanatı (Horrible Bosses) adında bir film oynadı. Filmde patronlarıyla sorun yaşayan üç çalışan anlatılıyordu. Birbirlerine patronlarını şikayet ederken biraz da alkolün etkisiyle başlarındaki kişileri öldürmekten bahsediyorlardı. Başta şaka olarak açılan konu sonradan ciddiye bindi ve plan yapmaya başladılar&#8230;  Patron karakterleri sinemalarda, dizilerde genelde kötü adam olarak yer alır. Özellikle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bir süre önce sinemalarda Patrondan Kurtulma Sanatı (Horrible Bosses) adında bir film oynadı. Filmde patronlarıyla sorun yaşayan üç çalışan anlatılıyordu. Birbirlerine patronlarını şikayet ederken biraz da alkolün etkisiyle başlarındaki kişileri öldürmekten bahsediyorlardı. Başta şaka olarak açılan konu sonradan ciddiye bindi ve plan yapmaya başladılar&#8230; </strong></p>
<p>Patron karakterleri sinemalarda, dizilerde genelde kötü adam olarak yer alır. Özellikle de Yeşilçam’da. Türk sinemasında patron cimridir, paragözdür, acımasızdır, kızının sevdiği gençle evliliğini kesinlikle onaylamaz, hatta kızından ayrılması için gence para bile teklif eder. Bazen gazino sahibi, bazen de fabrikatör olarak çıkar karşımıza. Etrafında sürekli korumaları vardır.</p>
<div>
<p>Patrondan Kurtulma Sanatı’ndan yola çıkarak biz de filmlerdeki patronları ele alalım dedik. Ne yaparlar, nasıl karakterleri vardır, kaça ayrılırlar inceledik.</p>
<p>Sinemalarda bir dönem Patrondan Kurtulma Sanatı (Horrible Bosses) adında bir film oynadı. Filmde üç karater var, yönetici adayı Nick Hendricks, muhasebeci Kurt Buckman ve diş hekimi asistanı Dale Arbus. Hepsinin de patronlarıyla derdi var. Biri beklediği terfiyi alamıyor, diğeri çok sevdiği patronunun yerine geçen oğluyla anlaşamıyor ve ötekisi de sürekli olarak patronu tarafından taciz ediliyor. Ayrılırlarsa yeni bir iş bulmanın kolay olmadığını, hatta imkansız olduğunu bildikleri için işlerini de bırakamıyorlar. Bu yüzden de patronlarını öldürmeye karar veriyorlar. Bunun için başta kiralık bir katille anlaşsalar da iş sonra kendi başlarına kalıyor ve patronlarını öldürmek için plan yapmaya başlıyorlar.</p>
<p>Filmlerde patronlar, iş adamları farklı karakterlerde karşımıza çıkıyor. Ama en yaygın olarak bildiklerimiz –Yeşilçam nedeniyle- acımasız fabrikatörler. Yıllardır Türk filmlerinde çeşitli karakterlerde patronlar, iş adamları görürüz. Bu kişiler de genelde ‘kötü adam’ı oynarlar. Kızını sevdiği gence –bu genç de mutlaka fakir ve gururludur- vermek istemeyen fabrikatör baba, en sık rastlanan karakterlerdendir.</p>
<p>Her ne kadar Türk sinemasında patronlar kötü adam olarak yer almışsa da zaman zaman yufka yürekli patronlar da çıkmıyor değil. Mesela Hulusi Kentmen. Beyaz pos bıyıkları, babacan tavırlarıyla ‘iyi patron’ dendiğinde aklan gelen belki de ilk ve tek isim.</p>
<p>Yeşilçam’da doğrudan, çalışma yaşamı üzerine, çalışan-patron ilişkileri üzerine oturtulmuş bir senaryo görülmediğini belirten Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü Sinema Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Pr. Dr. Şükran Kuyucak Esen hemen hemen her filmde, Yeşilçam’ın masalsı öyküleri içinde patron, fabrikatör tiplemelerine rastlandığını söylüyor: “Patronluk, üst sınıftan olmak, varlıklı olmak anlamı taşıyor. O filmlerde, fötr şapkalı, şık ve kaliteli kumaştan takım elbiseli, kravat ya da papyon takmış, elinde puro ya da piposu ile özel şoförünün açtığı arabasından inen, ciddi görünüşlü, kendine güvenli ses tonuyla emirler yağdıran orta yaşlı adam, patrondan başkası olamaz. Filmdeki patron, ev ortamındaysa eğer, kıvrım kıvrım ahşaplarıyla klâsik mobilyalı, duvarlarında büyük boy yaldızlı çerçeveli resimler asılı salonda, ağzında purosu, sırtında ropdöşambırı, boynunda ipek fulârı ile gazete okumakta, fırfırlı beyaz önlüklü genç hizmetçi kızın elinden, sabah kahvesini almaktadır mutlaka. Oysa, altmışlı ve yetmişli yıllarda, Metin Erksan’ın, Lütfi Ömer Akad’ın, Atıf Yılmaz’ın, Yılmaz Güney’in filmlerinde gerçek yaşamdaki gibi patronlara rastlanabilir. Özellikle Akad’ın ve Güney’in filmlerinde işçi-işveren, çalışan-patron ilişkileri eleştirel ve sorgulayıcı biçimde ele alınıyor. Yeşilçam çarkının izin verdiği ölçülerde, gerçeğe uygun patron karakterleri yaratılarak, ekonomik sistem üzerine izleyicinin düşünmesi için çaba harcanıyor.”</p>
<p><strong>Patron karakteri her yerde aynı</strong></p>
<p>Türk sinemasında ve Yeşilçam’da patronun nasıl karakterize edildiğini aşağı yukarı biliyoruz. Peki yurtdışında patron nasıl anlatılıyor? Özellikle de Hollywood sinemasında?</p>
<p>Hollywood’un da Yeşilçam gibi şablonlara, klişelere dayalı popüler bir anlatı yapısına sahip olduğunu belirten Esen, Hollywood filmlerinde, patron tiplemeleri için şunları söylüyor: “Konunun dramatik etkisini artırmaya hizmet ediyor, kapitalist sistem içindeki ilişkilerin, yeniden üretilmesine yardımcı oluyor, filmin türüne göre, türsel etkiyi güçlendirmekte işe yarıyor diyebiliriz.”<br />
Karakterler açısından baktığımızda ise Türk/Amerikan/Avrupa filmlerindeki patron karakterlerinde pek fark görülmüyor. Hepsinde de patron, kararlı, otoriter, kendine güvenli, emir vermeye alışkın ve hayattaki en önemli şey olarak işini gören insandır. Aradaki farkın, bu karakterlerin işleniş biçiminde olduğunu belirten Esen, daha gelişmiş film dili olan sinemalarda daha inandırıcı, film dili gelişmemiş olanlarda daha klişe olarak yansıtıldığını söylüyor.</p>
<p>Türk Sineması’na oranla, Hollywood’da çalışma ortamında geçen, patron-çalışan ilişkileri üzerine kurulmuş öykülerin daha çok göze çarptığını ifade eden Esen: “Amaç ortamı ve ilişkileri incelemek değil, değişik mekân içinde, Hollywood öykülerini tekrarlamak olduğundan, eleştirel-sorgulayıcı- düşündürücü bir film çıkmıyor ortaya. Hollywood da, aynı Yeşilçam gibi, patron kavramına, bireysel yaklaşıyor, sınıfsal değil. Eleştirel ve düşündürücü hiç değil! Hollywood’da patron dendiğinde, kişisel olarak benim aklıma, iyi niyetli, güler yüzlü ama otoriter, işine her şeyden çok önem veren, Noel’lerde çalışanlarının evine armağanlar gönderen; ama eşinden ayrılmış, çok sayıda çocuğuna bakmak zorunda kaldığı için izin isteyen işçisine izin vermeyen patron tipleri geliyor. Film bunu normalleştirerek ve haklılaştırarak ele alıyor ve işçinin çektiği güçlükleri komikleştirerek, eğlenceli bir biçimde anlatıyor. İzleyici olarak biz de, işçinin izin hakkı-patronun izin vermeme yetkisi gibi konulara takılmadan, işçinin patrondan gizli, çocukları için bulmaya çalıştığı çözüm yollarında yaptığı sakarlıklara gülerek eğleniyoruz” diyor.</p>
<p>Sinemada normal hayattakine yakın patronlar yok mu? Tabii ki var. Esen, patron üzerinden öyküsünü kuran farklı iki filmden söz ediyor: “Türk Sineması’ndan Metin Erksan’ın 1964’te çektiği Suçlular Aramızda filmi ile Hollywood’dan Orson Welles’in 1941’de çektiği Yurttaş Kane (Citizen Kane) filmi ilk aklıma gelenler. İkisi de, gerçek yaşamdaki bir patrondan esinlenerek çekilmiş olan bu filmler, sistemi sorgulayarak, kendi özgün sinema dillerini kullanmış filmlerdir. Patronları anlatırken, o patronları yaratan sistemi ve ortamı da irdelerler. Erksan, Gülbekyan ailesinin iş dünyasından yola çıkmıştır. Welles ise, Amerikan basın krallarından Hearst’ün özel yaşamına da vurgu yaparak, basın sektöründeki patronluk serüvenini anlatmıştır.”</p>
<p><strong>Otoriter ve sert olmaları gerekiyor</strong></p>
<p>Filmlerde, kötü patronlar kadar iyi patronların da olduğunu vurgulayan Esen, patronların biraz daha hırslı, biraz daha otoriter ve sert olduğunu söylüyor. Fakat bu da onların işlerini yürütebilmeleri için gerekli. Patron karakteri zaten sürekli meşgul, işi başından aşkın bir karakter. Aynı zamanda acımasız da. Ancak bu rekabet ortamında ayakta kalabilmesi için böyle olması gerekiyor. İyi patronlar da var tabii. Fakat bu patronlara filmlerde genelde yan rollerde rastlıyoruz.</p>
<p>Gerek Yeşilçam’da gerekse Hollywood’da çizilen patron tipleri, toplumun sistemi onaylamasını sağlıyor. Patronun tek otorite olmasını haklılaştırıyor. Onun kararlarına karşı çıkılmayacağını, çıkılmaması gerektiğini öğretiyor. Patronun iyi insan olmasının, her türlü sorunu ortadan kaldıracağı izlenimini yaratıyor. Patronu kızdırmamak gerekliliğini, onun gönlünü hoş tutarak kazanımlar elde edilebileceğini kabul ettiriyor. Toplum filmler aracılığıyla, bazı kötü patronların da olabileceğini, ama onların gazabından korunmanın da, kişisel becerilerle mümkün olabileceğini kanıksıyor. Kısacası, filmlere göre, patron da insan, iş yerinin de sahibi olduğuna göre, onun tek söz sahibi olması normal, çalışana düşen görev, işini yapıp patronu kızdırmamak. Çok çalışır, patronun gözüne girer, fırsatları değerlendirebilirse bir gün kendisi de “patron” olabilir.</p>
<p><strong>Yeşilçam’ın dört patron karakteri</strong></p>
<p><strong>Pr. Dr. Şükran Kuyucak Esen, Yeşilçam’daki patronları dört kategoriye ayırıyor:</strong></p>
<p><strong>-Babacan patron:</strong> Zihnimizde, Hulûsi Kentmen ile özdeşleşmiş, sert ve otoriter görünen, ama özünde duygusal ve iyiliksever bir insandır. Özellikle, sevgili kızı yoksul bir gence âşık olmuşsa eğer, önce karşı çıktığı bu ilişkiye izin verecek ve o genci fabrika müdürü yapabilecek kadar yufka yüreklidir.</p>
<p><strong>-Kötü patron:</strong> Atıf Kaptan ile zihinlerimize kazınmıştır. Ailesine, arkadaşlarına, çalışanlarına, herkese karşı sert ve acımasızdır. Para kazanmak ve otoritesini yitirmemek için her türlü kötülüğü ve düzenbazlığı yapar. Görünen yasal işadamlığı yanı sıra, yasadışı işler de yürütür.</p>
<p><strong>-Taşralı patron: </strong>Değişmez oyuncusu, Ali Şen’dir. Genellikle Adanalı, Kayserili ya da Antepli olur. Taşrada oturur, İstanbul’da fabrikalarından biri veya “acenta” sı vardır. Konuşması şivelidir. Uyanık, “köylü kurnazı” dır. Herkesi kandırırken, kente okumaya gelmiş oğullarının yalanlarına aldanır.</p>
<p>-<strong>Gazino Patronu: </strong>Yalnızca Yeşilçam’a özgü bir “patron” tipi olduğunu düşündüğümüz, gazino patronunun en tanınmış ismi, Turgut Özatay’dır. Giyim tarzı diğer patronlar gibi ama biraz kalitesizdir. Kabadayı tarzı konuşur, yüksek sesli kahkahalar atar. Sokak şarkıcısı olan filmin esas kızını, gazinosunda meşhur eder, sonra da ona âşık olur. “İyi” de olsa “kötü” de olsa her zaman duygusaldır. Kendisine yüz vermeyen, filmin jönüne âşık şarkıcı kızın gönlünü çelmek için, ona sepetler dolusu gül gönderecek kadar romantiktir. İyi ise, çabalarına rağmen kendisini sevmeyen kızın yolundan çekilir. Kötü ise, sevgilisinden ayırmak için her kötülüğü yapar.</p>
<p><strong>Sinemanın kötü patronları</strong></p>
<p><strong>Köpekbalıklarıyla Dans (Swimming with Sharks): </strong>Yumuşak başlı asistanının (Frank) her fırsatta yerden yere vuran, hakaret eden Buddy Ackerman, belki de sinema tarihindeki en kötü patron. İki adam arasındaki bu düşmanlık ilişkisi sürekli kötüye gider. Ta ki Frank’in canına tak edip Buddy’yi kaçırdığı ana kadar&#8230;</p>
<p><strong>Amerikalılar (Glengarry Glen Ross): </strong>Film, bir grup emlakçının türlü yollarla satış yapma çabalarını anlatıyor. Başlarındaki patron ise satış yapamamaları durumunda kendilerini işten kovacağını söylüyor.</p>
<p><strong>Şeytanın Avukatı (The Devil’s Advocate): </strong>Genç ve başarılı avukat Kevin Lomax güzel bir iş teklifi alır. Başta her şey güzel giderken yeni patron Kevin’e kazanılması zor davalar vermeye başlar.</p>
<p><strong>Çalışan Kız (Working Girl): </strong>Filmde, sekreterinin fikrini çalarak kendi fikri gibi gösteren bir patronu anlatılıyor.</p>
<p><strong>Şeytan Marka Giyer (The Devil Wears Prada): </strong>Filmde magazin editörü olan Miranda Priestly, asistanı Andy Sachs için dünyayı cehenneme çeviriyor.</p>
<p><strong>İş dünyasını en iyi anlatan filmler</strong></p>
<p>İngiliz Daily Telegraph Gazetesi, iş dünyasını en iyi şekilde anlatan filmleri seçti. Hurriyet.com.tr’nin de yer verdiği habere göre seçilen filmler ve konuları şu şekilde:</p>
<p><strong>Aklı Havada (Up in the Air): </strong>İnsan kaynakları danışmanı Ryan Bingham’ın görevi, şirketlerin işten çıkardıkları çalışanlarına kovulduklarını söylemek. Ancak Bingham, kendi kariyerini yeniden başlatamayacak kadar güçsüz olduğunu öğrendiğinde, hayatı tamamen değişiyor.</p>
<p><strong>Takas (Trading Places): </strong>Filmde, iki milyarder kardeş, disiplinli yatırımcı Louis Winthorpe’u yolsuzluğa bulaştırıp, düzenbaz çalışan Billy Ray Valentine’i adam etme üzerine iddiaya girer. Güçsüz durumda olan bir kişinin içindeki cevheri nasıl ortaya çıkardığını gösteren film, iş dünyasına yönelik eleştirel diyaloglarıyla dikkat çekti.</p>
<p><strong>Kazan Dairesi (Boiler Room):</strong> Film, New Yorklu kurnaz borsa işlemcilerinin, saf müşterilerini nasıl kandırdıklarını anlatıyor ve finans dünyasının karanlık gerçeklerini gözler önüne seriyor.</p>
<p><strong>Bir Şirket Komedisi (The Hudsucker Proxy): </strong>Hudsucker firmasının sahibi Waring Hudsucker intihara kalkışınca, yönetim kurulu başkanı, şirketten para kazanmak için bir plan kuruyor. Planda, işi bilmeyen birinin şirketin başına geçip, şirketi finansal olarak kötü duruma sokması gerekiyor.</p>
<p><strong>Sigara İçtiğiniz İçin Teşekkürler (Thank You for Smoking):</strong> Sigara şirketleri için lobi çalışmaları yapan halkla ilişkiler uzmanı Nick Naylor, sigara paketlerinin üzerine kuru kafa ve çapraz kemikler koyup koymamayı tartışan ABD Senatosu tarafından görevlendirilir. Film doğru savunma ve iddialarla, kötü bir ürün için bile olumlu reklam yapılabileceğini anlatıyor.</p>
<p><strong>Dokuzdan Beşe (Nine to Five):</strong> Üç kadın hoşlanmadıkları patronlarını kaçırıp, esir alırlar. Patronları esir haldeyken, üç kadın çalıştıkları ofisi daha modern hale getirir. ABD’deki mesai saatlerine gönderme yapan filmde, monoton iş yaşamından sıkılan çalışanların, yaşamlarını daha eğlenceli hale getirebilmek için neler yapabileceği gözler önüne seriliyor.</p>
<p><strong>Borsa (Wall Street):</strong> Film, 1980′li yıllarda kapitalizmin zirvesine çıkışını ve hırs güzeldir mottosunun nasıl kabul edildiğini gözler önüne seriyor.</p>
<p><strong>Amerikan Sapığı (American Psycho):</strong> İşi hakkında kendisine sorulan sorulara genelde cinayetler ve infazlarla uğraşıyorum diye cevap veren baş kahramanlara sahip bütün filmler karanlıktır.</p>
<p><strong>Amerikalılar (Glengarry Glen Ross): </strong>Bir emlak şirketi ofisinde geçen film çalışanlar arasındaki rekabeti ve ABD gayrimenkul sektörünün karanlık yüzünün en güzel şekilde anlatıldığı yapımlardan biri olarak görülüyor.</p>
<p><strong>Gazap Üzümleri (The Grapes of Wrath): </strong>ABD’li bir ailenin büyük buhran zamanında ayakta kalmak için verdiği savaşı anlatan film, tarım toplumundan sanayi toplumuna geçerken yaşanan sancılı süreci en iyi şekilde anlatmaktadır.</p>
<p>Kaynak: Hürriyet İK<br />
Yazar: Zeynep Mengi</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.zeynepmengi.com/2012/01/sinemada-patron-karakterleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:thumbnail url="http://www.zeynepmengi.com/wp-content/uploads/2012/01/hulusi-170x150.gif" />
		<media:content url="http://www.zeynepmengi.com/wp-content/uploads/2012/01/hulusi-170x150.gif" medium="image">
			<media:title type="html">hulusi</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Merhaba!</title>
		<link>http://www.zeynepmengi.com/2012/01/merhaba/</link>
		<comments>http://www.zeynepmengi.com/2012/01/merhaba/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Jan 2012 10:15:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Zeynep Mengi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eğlence ve Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Günlük]]></category>
		<category><![CDATA[İnternet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.zeynepmengi.com/?p=1262</guid>
		<description><![CDATA[Tekrar merhaba! Uzun zamandır ayrı kalmıştık. Biraz çeki düzen, bakım ve tekrar karşınızdayım. Önceleri gereken ilgi ve alakayı gösterdiğimi söyleyemem. Dürüst olmak gerekirse yazarım yazarım dedikten sonra yazamadığım çok fazla şey vardı. Bu sefer öyle olmayacağını umuyorum. Kapalı olan 1-1,5 ay içinde biraz değişiklik yaptık. Daha doğrusu Anıl Eren yaptı. Ben bu işlerden pek anlamadığım [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tekrar merhaba!</p>
<div>Uzun zamandır ayrı kalmıştık. Biraz çeki düzen, bakım ve tekrar karşınızdayım. Önceleri gereken ilgi ve alakayı gösterdiğimi söyleyemem. Dürüst olmak gerekirse yazarım yazarım dedikten sonra yazamadığım çok fazla şey vardı. Bu sefer öyle olmayacağını umuyorum.</div>
<div>Kapalı olan 1-1,5 ay içinde biraz değişiklik yaptık. Daha doğrusu <strong><a href="http://www.eren.net">Anıl Eren</a></strong> yaptı. Ben bu işlerden pek anlamadığım için (ek olarak doğru düzgün vakit ayıramadığım için) benim sorduğum saçma sapan soruları sabırla cevapladı, yol gösterdi. Sonuçta da ortaya böyle bir şey çıktı. Ayırdığı vakit ve çalışmaları için buradan da çok teşekkür ederim kendisine.</div>
<div>
<div>Eveeet geri döndüğümüze göre daha güncel bir şekilde paylaşım yapmaya çalışacağım. Becerebilirim umarım. Yakında görüşürüz. <img src='http://www.zeynepmengi.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.zeynepmengi.com/2012/01/merhaba/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
	</item>
		<item>
		<title>CEO’ların tercihi LinkedIn oldu</title>
		<link>http://www.zeynepmengi.com/2012/01/ceolarin-tercihi-linkedin-oldu/</link>
		<comments>http://www.zeynepmengi.com/2012/01/ceolarin-tercihi-linkedin-oldu/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Jan 2012 08:42:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Zeynep Mengi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hürriyet İK]]></category>
		<category><![CDATA[İnternet]]></category>
		<category><![CDATA[ceo]]></category>
		<category><![CDATA[facebook]]></category>
		<category><![CDATA[linkedin]]></category>
		<category><![CDATA[shr]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya]]></category>
		<category><![CDATA[twitter]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.zeynepmengi.com/?p=1213</guid>
		<description><![CDATA[İnsan kaynakları şirketi Hugent, Türkiye’deki 100 CEO ile sosyal medya üzerine bir araştırma yaptı. Araştırmada CEO’lara sosyal medya kullanım sıklıkları ve hangi sosyal medya sitelerinde üyeliklerinin olduğu soruldu. Sonuçlara bakıldığında CEO’ların yüzde 45’i sosyal medyayı yoğun olarak kullanıyor. En çok yer aldıkları site ise yüzde 83 ile LinkedIn.  İK şirketi Hugent, Türkiye’deki CEO’ların sosyal medya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><br />
İnsan kaynakları şirketi Hugent, Türkiye’deki 100 CEO ile sosyal medya üzerine bir araştırma yaptı. Araştırmada CEO’lara sosyal medya kullanım sıklıkları ve hangi sosyal medya sitelerinde üyeliklerinin olduğu soruldu. Sonuçlara bakıldığında CEO’ların yüzde 45’i sosyal medyayı yoğun olarak kullanıyor. En çok yer aldıkları site ise yüzde 83 ile LinkedIn. </strong><br />
İK şirketi Hugent, Türkiye’deki CEO’ların sosyal medya kullanımını araştırdı. Türkiye’de faaliyet gösteren ve 100 markanın CEO’su ile yapılan araştırmaya göre CEO’ların yüzde 90’ı sosyal medyayla iç içeyken yüzde 10’u kullanmamayı tercih ediyor. Kullanım sıklığı konusunda Facebook’un önüne geçen Linkedin, CEO’ların yüzde 83’lük oranla en fazla tercih ettiği sosyal medya sitesi oldu.</p>
<div>
<p> Yapılan bu anket çalışmasında CEO’lara, sosyal medya kullanım sıklıkları ve hangi sosyal medya sitelerinde üyeliklerinin olduğu soruldu. Buna göre, CEO’ların sosyal medyayı</p>
<p><strong>*</strong> yüzde 76 oranında yoğun ve orta düzeyde kullandıkları,<br />
<strong>*</strong> yüzde 14 oranında vakit buldukça kullandıkları,<br />
<strong>*</strong> yüzde 10 oranında ise hiç kullanmadıkları ortaya çıktı.</p>
<p>Facebook’un CEO üyelik oranı yüzde 77’de kalırken, Linkedin kullanımının yüzde 83’lük olduğu belirlendi. Twitter’da üyeliği bulunan CEO oranı ise yüzde 48’de. Araştırmada CEO’lara, bulundukları şirketin kurumsal Facebook, Twitter ve Linkedin hesaplarının olup olmadığı da soruldu. Kişisel sosyal medya kullanımının daha fazla olduğu ortaya çıkan bu araştırmada şirketlerin kurumsal sosyal medya kullanımının ise yarı yarıya olduğu anlaşıldı. Araştırmaya göre, şirketlerin yüzde 52’sinin kurumsal Facebook hesabı bulunurken yüzde 48’inin ihtiyaç duymadığı belirlendi. Şirketlerin, yüzde 51 oranında Linkedin hesabı ve yüzde 40 oranında ise Twitter hesabı yönettiği görüldü. Linkedin üyeliğine ihtiyaç duymayan şirket oranı yüzde 49’da kalırken, kurumsal Twitter üyeliği olmayan şirket oranı ise yüzde 60.</p>
<p>SHR Grup CEO’su ve Hugent Yönetici Ortağı Barış Özistek: “Araştırmaya göre CEO’ların yüzde 83’lük oranla Linkedin’de olmasının sebebi o sosyal paylaşım sitesinin diğerlerine nazaran daha fazla iş odaklı bir duruşunun olması diyebiliriz” dedi.</p>
<p><strong>İş arıyorum demeden cv paylaşıyorsunuz<br />
</strong>Hugent Satış Direktörü Çağlan Ünal Üzümcü, yurtdışında sosyal medyadan takip edilebilecek CEO sayısının çok yüksek olduğunu hatta profesyonel olarak sosyal medya yönetiminin outsource edildiğini söylüyor: “Sosyal medya kullanımının Türkiye’deki tarihi ve kullanımı oldukça yeni, dolayısıyla iş dünyasında 25-40 yaş grubunda kullanım oldukça yaygınken, çok ihtiyaç da duyulmuyorsa özellikle 50 yaş ve üzerinde öğrenilmesi gereken yeni bir olgu ve tercih edilmeyebiliyor. Türkiye’de özellikle önümüzdeki 10 yıl içerisinde bu tabloda ciddi farklar olacağını düşünüyorum. Şu an sosyal medyayı oldukça yaygın kullanan yaş grubunun bir kısmı 10 yıl içinde CEO olabilecek grupta, bu da kullanım oranlarını ciddi oranda değiştirecek.”</p>
<p>Linkedin’in diğer sosyal paylaşım araçlarına göre daha kurumsal ve ciddi bir imajı olduğunu belirten Üzümcü, paylaşılan bilgilerin ve tartışmaların profesyonel düzeyde ve iş odaklı olmasının, sitedeki gizlilik ve sınırlamaların üst seviyede olmasının yöneticileri rahattığını söylüyor ve ekliyor: “Bizim gibi danışmanlık firmaları ve İK departmanları için de uzman aday bulmak için iyi bir yöntem. Yöneticiler için farklı bir anlamı daha var. İş arıyorum demeden CV’nizi paylaşmanın çok iyi bir yolu. Sadece CEO’lar değil artık yöneticiler de iş ararken kariyer siteleri üzerinden başvuru yapmaktan imtina ediyor. Linkedin’e CV’nizi koyup, headhunter’lardan gelecek tekliflere açık olabilirsiniz.” Çalışanların sosyal medyada olması bir taraftan günü takip etmeleri, ayak uydurmaları demek ve istenen bir şey ama diğer taraftan sosyal ağlara girmenin yasak olduğu birçok şirket de var. Aşırı kullanıldığında verimsizlik yarattığı da bir gerçek. Çalışanın iş akışını etkilemeyecek şekilde kendini dengelemesi, şirketin de hem çalışanın sosyal paylaşımda bulunması hem de yasak getirmeden uygulamalar olabileceğini göstermesi lazım. Üzümcü kurumsal kullanımın burada daha da önem kazandığını düşünüyor. Şirket hesapları üzerinden giden üyelikler ve kullanım, çalışanın hem sektörel hem de iş bazında sosyal paylaşımda bulunmasını sağlıyor.</p>
<p><strong>Sosyal Medya Kullanım Sıklığı:<br />
</strong>Yüzde 45 yoğun olarak kullanıyor.<br />
Yüzde 31 orta düzeyde kullanıyor.<br />
Yüzde 14 vakit buldukça kullanıyor.<br />
Yüzde 10 kullanmıyor.<br />
Linkedln&#8217;e üye olanların oranı yüzde 83<br />
Yüzde 77&#8242;sinin kişisel facebook hesabı var.<br />
Yüzde 48&#8242;inin kişisel twitter hesabı var.</p>
<p>Kaynak: Hürriyet İK<br />
Yazar: Zeynep Mengi</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.zeynepmengi.com/2012/01/ceolarin-tercihi-linkedin-oldu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:thumbnail url="http://www.zeynepmengi.com/wp-content/uploads/2012/01/IK2MEDYA.gif" />
		<media:content url="http://www.zeynepmengi.com/wp-content/uploads/2012/01/IK2MEDYA.gif" medium="image">
			<media:title type="html">IK2MEDYA</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Dişini sıkan rahata eriyor</title>
		<link>http://www.zeynepmengi.com/2012/01/disini-sikan-rahata-eriyor/</link>
		<comments>http://www.zeynepmengi.com/2012/01/disini-sikan-rahata-eriyor/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Jan 2012 08:41:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Zeynep Mengi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hürriyet İK]]></category>
		<category><![CDATA[deloitte]]></category>
		<category><![CDATA[denetim şirketleri]]></category>
		<category><![CDATA[grant thornton]]></category>
		<category><![CDATA[kariyer]]></category>
		<category><![CDATA[pwc]]></category>
		<category><![CDATA[yeni mezun]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.zeynepmengi.com/?p=1210</guid>
		<description><![CDATA[Üniversiteden yeni mezun birçok genç, bağımsız vergi denetim ve danışmanlık şirketlerinde işe girmek istiyor. Bu şirketlerde çalışarak hem kendilerini geliştiriyor hem de birçok firmayı tanıyorlar. Fakat bu yerlerde çalışmak çok kolay değil. Yoğun iş temposu, stres ve belirsiz çalışma saatleri nedeniyle birkaç yıl çalıştıktan sonra başka şirketlere geçiş yapıyorlar. Bu süre içinde edindikleri tecrübelerle farklı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><br />
Üniversiteden yeni mezun birçok genç, bağımsız vergi denetim ve danışmanlık şirketlerinde işe girmek istiyor. Bu şirketlerde çalışarak hem kendilerini geliştiriyor hem de birçok firmayı tanıyorlar. Fakat bu yerlerde çalışmak çok kolay değil. Yoğun iş temposu, stres ve belirsiz çalışma saatleri nedeniyle birkaç yıl çalıştıktan sonra başka şirketlere geçiş yapıyorlar. Bu süre içinde edindikleri tecrübelerle farklı kurumlarda çok rahat iş bulabildikleri için vergi denetim şirketlerini kariyerleri için bir basamak olarak görüyorlar. </strong></p>
<div>
<p>Bağımsız vergi denetim ve danışmanlık şirketlerinde çalışmak birçok gencin hayali. Üniversiteden yeni mezun olan gençler kariyerlerinin ilk yıllarında böyle bir kurumdan geçmek istiyorlar. Burada aldıkları eğitim, tecrübe (ve CV’lerine bu prestijli şirketlerin adını yazmak) ve ulaştıkları network onlara daha sonra başka kapılar açıyor, yeni iş fırsatları sunuyor. Bu yüzden de bağımsız vergi denetim ve danışmanlık şirketlerinde çalışmak kariyerde bir basamak, atlama tahtası olarak da görülüyor. Talep çok ama kapı dar. Bu şirketler en iyileri almak ve (sirkülasyon çok olduğu için) bu gençlerden en iyi verimi almak istiyorlar. Özetle, bu şirketlere girmek de, sürekli kendini eğitmeyi bilmek de, yoğun tempoya ve strese dayanmak da öyle kolay değil.</p>
<p><strong>Fazla mesaileri yazmayın<br />
</strong>2007-2009 yıllarında bir bağımsız vergi denetim şirketinde çalışan A.H. anlatıyor. Vergi bölümünde asistan (junior) olarak işe başlamış. Üniversiteden yeni mezunmuş ve ilk iş deneyimiymiş. 23 ay devam etmiş burada çalışmaya ve işe başladıktan 1 sene sonra semi-senior olmuş, senior (kıdem müdür) olmadan 2009 yılında ayrılmış. Senior olana kadar bekleyememiş. İşe başladıklarında imzaladıkları sözleşme dahilinde, o seneki şirket eğitimine katıldıkları durumda 6 ay boyunca işten ayrılamıyorlarmış. Ayrılırlarsa da eğitim ücretini tazminat olarak ödemeleri gerekiyormuş. Çalışma şekilleri ise ekipler halinde oluyormuş. Her ekip bir partner’a (ortak) bağlı. Bir ekipte müdürle birlikte 7-8 kişi oluyormuş. Her ekibin de kendi müşterileri ve bütçeleri varmış. Çalışma saatlerinin yoğunluğu da ekibin müşteri hacmine bağlı. Bölüm içinde kimi ekipler çok fazla mesai yaparken, kimi ekipler normal saatler içinde çalışıyormuş. Ayrıca fazla mesai için herhangi bir ücret ödenmiyor, yapılan fazla mesai saatleri ücretli izin olarak ekleniyormuş. A.H., bu hususta şöyle bir adaletsizlik olduğunu anlatıyor: “Bazı ekipler bütçeleri doğrultusunda bu fazla mesaileri sisteme yazabilirken, bazı ekipler bütçeleri yetersiz olduğu için fazla mesaileri sisteme giremiyorlardı. O yüzden fazla mesailerin izin olarak eklenmesi çok işleyen bir durum değildi. Yöneticiler genelde ‘fazla mesai yazma’ derlerdi.”</p>
<p>Vergi denetçileri olarak 1 sene içinde 3 ayda bir olmak suretiyle 4 kere müşteri denetimine giderlermiş. Bir buçuk ayı ofiste geçirir, bir buçuk ay da müşterilerde denetimde olurlarmış. Ofiste geçirdikleri zamanlarda özel bir durum yoksa çalışma şartları rahatmış. Fakat denetim döneminde iş değişiyormuş. Eleman sayısı az, müşterinin fazla olması nedeniyle çok yoğun bir dönem oluyomuş. Gece 2-3’lere kadar çalıştıkları günler oluyormuş.</p>
<p>İş hem yoğun hem de devlete karşı bir yükümlülük yerine getirildiği için sorumluluğu da fazla olan bir iş. Buna bir de müşteri ve zaman darlığı da eklenince yoğun zamanlarda stres de katlanılmaz oluyormuş. Çalışmalar hep ekip halinde yapıldığı için bu stres ekip olarak yaşanırmış. Buna sorumlu ortaklar da dahilmiş.</p>
<p>“Bir şirkette 2 sene geçirmek belki ilk söyleyişte çok az bir zaman gibi geliyor” diyen A.H., çalışırken yaşadıklarını deneyimlediklerini öğrendiklerini diğer sektörlerde çalışan arkadaşlarıyla kıyasladığında onlara göre 5 sene çalışmış gibi olduğunu söylüyor. Sonunda havlu atmış.</p>
<p><strong>Bazı üniversitelerin mezunları çabucak zengin olmak istiyor<br />
</strong>Bağımsız vergi denetim şirketleri yeni mezun (ve hırslı) gençler arasında her zaman çok gözde. Bu şirketlere başvuran çok, girebilen az. Genelde Boğaziçi, Sabancı, İstanbul, Marmara, Ege, 9 Eylül gibi okulların iktisat, işletme, hukuk vb bölümlerinden mezunları alıyorlar. Kaynaklar İngilizce, adaylardan mutlaka iyi İngilizce istiyorlar. Grant Thornton Başkan Yardımcısı Nazım Hikmet adayların çoğunun dil yetersizliğinden elendiğini söylüyor. “İngilizce’nin üniversitede değil, kolejde öğrenilir. Düz liseden mezun, Marmara Üniversitesi İngilizce okumuş mesela. Notları iyiyse çağırırız, başarılıysa alırız ama İngilizceyi ne kadar biliyor diye de düşünürüz.” Grant Thornton, sadece belli başlı üniversitelerden eleman alıyor. “Müşterilerimiz büyük, köklü müşteriler. Biz de isim yapmış üniversitelerden eleman alırız” diyen Hikmet, Boğaziçi Üniversitesi ve ODTÜ’yle de çalışmadıklarını ekliyor: “Bizim meslekte sadakat çok önemlidir. Boğaziçi Üniversitesi ve ODTÜ mezunları genelde çabucak zengin olmayı istiyor. Esas önemli olan sadakat yok.”</p>
<p>İşe girişte de ya devletin ya da kurumun yaptığı sınavlara giriliyor. Bazı şirketler mülakat da yapabiliyor. Bağımsız vergi denetim ve danışmanlık şirketlerinde kariyer basamakları piramit şeklinde yükseliyor. Yani taban (asistanlar), nüfus olarak en çok olan kısım. En tepede ise partnerler yer alıyor. Tepeye çıktıkça kişi sayısında azalma oluyor. Asistanlık süreci 2-3 yıl devam ediyor. Bazı kurumlarda asistan ve kıdemli asistan şeklinde de ayrılabiliyor. Ardından ekip başı, müdür yardımcısı, müdür, kıdemli müdür, direktör ve ortak seviyesine kadar yükselebiliyorlar. Piramitin katları arasındaki süre yaklaşık 2-3 yıl fakat tepelere çıktıkça bu süre de artıyor. Kariyer yolu genel olarak böyle olsa da bazı şirketlerde unvanlarda küçük değişiklikler görülebiliyor.</p>
<p><strong>Başlangıç 1.500-2.000 TL<br />
</strong>Bağımsız vergi denetim ve danışmanlık şirketlerinde değişik departmanlarda çalışılabiliyor. Bunlara birkaç örnek vermek gerekirse bağımsız denetim, vergi denetimi ve danışmanlığı, kurumsal finansman ve danışmanlık&#8230; Bağımsız denetimde belli mevzuatlar, çerçeveler eşliğinde mali tablolarının bağımsız denetimini yapılıyor ve bu denetim sonucunda da görüş bildiriliyor. Vergi denetimi ve danışmanlığının denetim kısmında, şirketlerin kurumlar vergisi beyanamelerini doğru doldurup doldurmadıklarına ilişkin inceleme yapılıyor. Danışmanlık da vergiyle ilgili akla gelebilecek her türlü konuda danışmanlık veren bir bölüm. Kurumsal finansman tarafında şirket birleşmeleri, satın almaları, değerlemeleri gibi konularda danışmanlık veriliyor. Danışmanlık bölümü ise şirketlerin performanslarının iyileştirilmesi, risklerinin yönetilmesi, kontrol edilmesi ile ilgileniyor. Bu bölümler kurumdan kuruma değişiyor. Bazılarında transfer, gümrük, KDV gibi çeşitli alt dallar da olabiliyor.</p>
<p>Bu şirketlerde yaş ortalaması 25-28. Genelde içeriden yetiştirmeyi tercih ediyorlar. Şu anki tepe yöneticiler, partnerler genelde şirkete asistan olarak başlayanlar. Fakat bazı durumlarda da dışarıdan alımlar yapılabiliyor. Bu daha çok yeni açılan bir alan olduğunda veya spesifik bir konu için uzman alınacaksa dışarıdan işe alım yapılıyor. 1.500-2.000 TL ile işe başlayanlar senior-manager (kıdemli müdür) olduklarında maaşları 10 bin TL’ye (net) kadar çıkabiliyor.</p>
<p><strong>4-5 yıl buralarda çalış da&#8230;<br />
</strong>Dışarıdan bakıldığında iyi bir kariyer yapmak için güzel bir başlangıç olarak görülüyor. Fakat bu durum her zaman geçerli değil. Üniversitedeyken kendisine “Bu şirketlerde 4-5 yıl çalış, sonra rahatsın” dendiğini söyleyen S.P., işin fedakarlık istediğini söylüyor. Asistanlık döneminde işin biraz şansa kaldığını ifade eden S.P., bazılarının gerçekten iş yaptığını bazılarının da fotokopi çekmek getir götür işleri yapmak gibi ofis işleriyle uğraştığını söylüyor. İşi almadaki en büyük nedeninin de sosyal bir hayatı olmamasına bağlayan S.P., “Öğrenciyken de çok faal bir sosyal hayatım yoktu. Birçok hobisi olan, gezmeyi seven arkadaşlarım bu işe girdiklerinde ilk yıllarda eski alışkanlıklarının neredeyse hepsinden vazgeçtiler. Seviye atladıkça o günlere dönebileceğimizi söylüyorlar” diyor. İşi yaparken çok dikkatli olmaları gerektiğini, bunun da strese neden olduğunu belirten S.P., çalışma saatleri çok esnek, gece yarılarına kadar çalıştığımız oluyor. Planlı programlı yaşamayı sevenler için pek uygun bir iş değil. Pazar günü bir telefon gelir ve işe gitmek zorunda kalırsınız. Her an her şeye hazır olmak gerek” diyor. Marmara Üniversitesi mezunu D.U., 2008-2010 yılları arasında böyle bir şirkette çalışmış. İlerisi için planı finans departman yöneticisi olmakmış. D.U., bazen bütün haftasonu çalıştığını, iş hayatını diğer her şeyin önüne aldığını söylüyor ve ekliyor: “Bizden de beklenen buydu aslında. Sağlığımızı geri plana attığımız dönemler de oluyordu.” Kendisiyle benzer işi yapan çok kişi olduğu için aradan sıyrılmanın zor olduğunu ifade eden D.U., bu işi yapabilmek için gerçekten denetim alanını sevmek gerektiğini söylüyor: “Müşterilere gidip geliyoruz, yoğun dönemlerde işin ne zaman biteceği belli olmuyor. O dönemlerde hiçbir plan yapmadan sadece işe odaklanıyoruz. Hata yapmamak bizim işimizde çok önemli. En ufak bir hata bile can sıkıntısına neden oluyor. Kanun, mevzuat da işin içinde olduğundan üzerimizde fazladan bir baskı hissediyoruz. Büyük bir kısmımızın başka sektörlere geçme nedeni de bu.”</p>
<p><strong>Kapı açan bir okul olarak görülüyor<br />
</strong>Müşterilere gitmek, onları denetlemek, rapor hazırlamak kimisinin de hoşuna gidebiliyor. Şirkette kalanlar ve yükselenler de daha çok bu kişiler. Denetçi unvanının almak, saygı görmek bu sektörde kalmak için yeterli olabiliyor. Ayrılanların ise başka işe, sektöre geçmelerindeki en büyük nedenler dışarıdan iki, üç misli maaş teklif edilmesi ve yaptıkları işin stresine, yoğunluğuna dayanamamaları. Okul olarak görülen bu şirketlerde birkaç yıl çalışıp çeşitli eğitim alanlar zaten yabancı dil de bildikleri için başka sektörlerde firmalarda çok rahat iş bulabiliyorlar. Bağımsız vergi denetim ve danışmanlık şirketlerinde çalıştıkları dönemde birçok kurumun içine girdikleri, onları denetledikleri için hemen hemen her sektör ve kurum hakkında bilgi sahibi de oluyorlar. Bu da iş değiştirmek istediklerinde daha bilinçli bir karar vermelerini sağlıyor. Bu şirketlerde ne kadar çok çalışır, ne kadar çok tecrübe edinirlerse ayrılıp başka bir işe geçtiklerinde o kadar yüksek bir pozisyondan başlayabiliyorlar.</p>
<p>“Burası tatil kampı değil, burada çok ağır çalışacaksın, 4-5 yıl çalıştıktan sonra, mali müşavir olduktan sonra gitmek istersen gideceksin” diyen Grant Thornton Başkan Yardımcısı Nazım Hikmet, her raporun kendileri için bir sınav olduğunu söylüyor: “Denetim raporunu alacak olan müşteri, o raporu ne zaman istiyorsa o güne hazırlanıyor. Bizde saat 6 oldu, servis kalkacak, hadi bana müsaade yok. Çalışma saatleri değişken. Bazen iş olmaz, erken çıkmak için izin alırlar. Ama iş varsa, ben burada kalıp çalışıyorsam onlar da kalacak. Metrobüsle mi evine gidecek, yağmur mu var, kar mı var hiç fark etmez.” Bir kişinin isminin raporda yanlış yazılmasının bile müşteri gözünde itibar kaybına neden olacağını ifade eden Hikmet, çok hassas davrandıklarını ve bu nedenle Grant Thornton’da 60 yaşında emekli olma kuralı olduğunu söylüyor.</p>
<p><strong>CFO’lar hep bu sektörden geliyor<br />
</strong>Ernst &amp; Young İnsan Kaynakları Direktörü Ebru Deliktaş Vardar, gençlerin buraya geldiklerinde aslında iş hayatına girme eğitimi aldıklarını söylüyor: “İşin teknik kısmını, nasıl konuşması, davranması gerektiğini öğreniyorlar. Özel sektördeki bütün firmaların CFO’larına baktığımızda hep bu şirketlerden gitmiş insanlar olduğunu görürüz.” Çalışma koşullarının çok yoğun olduğunu vurgulayan Vardar, bir anda bir sürü işi bitirilmesi gereken zamanlar olduğunu söylüyor: “Herkes bu işi yapmak istemiyor. Farklı bir sektörde yükselmeyi tercih edebiliyor. Burada bir şirketin mali tablosuna bakarak o şirketi analiz etmeyi öğreniyor, farklı şirketleri tanıyor. Sonra da bunun üzerine bir şeyler ekliyor ve yoluna devam ediyor. Burada kaldıkça rutine bindiğini düşünenler de var, müşteriye gidip rapor çıkarmaktan hoşlanan da.”</p>
<p><strong>Yeni Türk Ticaret Kanunu ile meslek yayılacak<br />
</strong>PwC İşe Alım Hizmetleri Lideri Mert Emcan, bu şirketlerde çalışanların üçüncü seneden sonra ekip yönetmeye başlamasıyla yollarının iyice açıldığını söylüyor: “Denetim tarafında her türlü firmanın finans departmanında özellikle raporlama, bütçe analiz ve muhasebe taraflarında kendilerine bir kariyer yolu açılmış olur. Denetimde Yeni Türk Ticaret Kanunu’nun devreye girmesiyle çalışanları önümüzdeki dönemlerde çok ciddi fırsatlar bekliyor. Bütün raporlama ve denetim standartları değişeceği, daha uluslararası hale geleceği için denetimde görev alan insanların teknik yetkinlikleri en üst seviyede aranır hale gelecek ve piyasa kapışacak.” Yeni Türk Ticaret Kanunu’nun 1 Temmuz 2012’de yürürlüğe girmesiyle bağımsız denetim ve vergi hizmetleri de daha fazla önem kazanacağını altını çizen Deloitte Vergi Hizmetleri Ortağı Hülya Yılmaz, mesleğin yayılacağını söylüyor: “Herkes bağımsız denetim yaptırmak zorunda kalacak. Daha da kıymetli bir meslek durumuna gelecek. Bu alanda tecrübesi olanlara kişisel iş fırsatı da çıkabilir.</p>
<p>Kaynak: Hürriyet İK<br />
Yazar: Zeynep Mengi</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.zeynepmengi.com/2012/01/disini-sikan-rahata-eriyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:thumbnail url="http://www.zeynepmengi.com/wp-content/uploads/2012/01/denetim.gif" />
		<media:content url="http://www.zeynepmengi.com/wp-content/uploads/2012/01/denetim.gif" medium="image">
			<media:title type="html">denetim</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Hepimiz müdürüz</title>
		<link>http://www.zeynepmengi.com/2012/01/hepimiz-muduruz-2/</link>
		<comments>http://www.zeynepmengi.com/2012/01/hepimiz-muduruz-2/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Jan 2012 08:39:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Zeynep Mengi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Günlük]]></category>
		<category><![CDATA[Hürriyet İK]]></category>
		<category><![CDATA[kariyer]]></category>
		<category><![CDATA[maaş]]></category>
		<category><![CDATA[unvan]]></category>
		<category><![CDATA[zam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.zeynepmengi.com/?p=1202</guid>
		<description><![CDATA[İş dünyası yöneticiden, direktörden geçilmiyor. Birkaç yıllık tecrübesi olanlara bile uzman unvanı veriliyor. Bunun birçok nedeni var. En önemlisi zam yapamayan patronların, çalışanları unvanlarla teselli etmesi, unvanın motivasyonu ve bağlılığı artırması. Hem zaman hem de teknolojinin etkisiyle unvanlarda sürekli bir değişim olduğu muhakkak. Sekreter yönetici asistanına, tezgahtar satış danışmanına, muhasebe müdürü mali işler yöneticisine, personel [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İş dünyası yöneticiden, direktörden geçilmiyor. Birkaç yıllık tecrübesi olanlara bile uzman unvanı veriliyor. Bunun birçok nedeni var. En önemlisi zam yapamayan patronların, çalışanları unvanlarla teselli etmesi, unvanın motivasyonu ve bağlılığı artırması.</strong></p>
<p>Hem zaman hem de teknolojinin etkisiyle unvanlarda sürekli bir değişim olduğu muhakkak. Sekreter yönetici asistanına, tezgahtar satış danışmanına, muhasebe müdürü mali işler yöneticisine, personel yöneticisi İK direktörüne, genel müdür CEO’ya dönüşürken,  aynı zamanda şirketlerde bir sürü yeni unvan da çıktı. Artık neredeyse herkes müdür. Önceden müdür, yönetici olabilmek için yıllarca çalışmak gerekirken şimdi işe yeni başlayanlar bile kartvizitlerine uzman  yazdırıyor. Bunun birkaç nedeni var:<br />
<strong>1) Zam yapmıyoruz o zaman terfi ettirelim:</strong> Zam yapamayan yönetici, çalışanını terfiyle teselli ediyor. Birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de unvan kişi için büyük önem taşıdığı, saygınlık unsuru olduğu için çalışanın zam değil de terfi alması çok büyük sorun yaratmıyor.<br />
<strong>2) Moral motivasyon sağlıyor:</strong> Bu unvanlar motivasyon kazandırıyor, işe dört elle sarılmayı sağlıyor, şirkete bağlılığı artırıyor. Aldıkları unvanın hakkını verebilmek için daha çok çalışıyorlar. Yapılan işin kapsamının genişlemesi sonucunda çalışanlara daha fazla inisiyatif veriliyor. Çalışan da daha fazla sorumluluk aldığı için yaptığı işten tatmin oluyor, işi sahipleniyor ve motivasyonu artıyor.<br />
<strong>3) Yeni bir akım:</strong> Bir başka neden ise bu unvanların şirketler arasında bir akım, moda haline gelmesi. Birçok kurum ‘onda var bende neden olmasın’ diyerek kendi çalışanlarına bu unvanları dağıtıyor. Bu aynı zamanda ‘piyasada olan bitenden benim de haberim var’ anlamına gelen bir gönderme de oluyor.</p>
<p><strong>Kim Jong-il’in 1.200 unvanı var<br />
</strong>Economist’te yer alan habere göre Kuzey Kore lideri Kim Jong-il’in 1.200 resmi unvanı bulunuyor. Bunların arasında ‘gezegenin koruyucu tanrısı’, ‘muzaffer general’, ‘21. yüzyılın çobanyıldızı’, ‘emperyalizm ve <a title="ABD" href="http://www.hurriyet.com.tr/index/abd/" target="_blank">ABD</a>’ye karşı mücadelenin ön saflarında yer alan başkomutan’ gibi çeşitli unvanlar var. Yine Economist’te yazana göre unvanlarla ilgili bu deformasyon en tepeden başlıyor. Çok geriye gitmeye gerek yok, birkaç sene önce şirketlerde sadece 2-3 tane şef (chief) statüsünde insan vardı. Şimdi onlardan düzinelerce var. Üstelik kendilerine bir de isim vermişler: “C-takımı.” Günümüzde yeni departmanlar, iş kolları çıktıkça yöneticiler, uzmanlar da artıyor. Mesela Southwest Havayolları’nın Twitter’dan Sorumlu Yöneticisi, Coca-Cola ve Marriott’un ise Bloglardan Sorumlu Yöneticileri bulunuyor. Amerika Uluslararası Yönetim Profesyonelleri Derneği’nin raporuna göre ‘elektronik belge uzmanlığı’ndan ‘ön büro koordinatörü’ne kadar 500’den fazla unvan bulunuyor. <a title="Gazete" href="http://www.hurriyet.com.tr/anasayfa/" target="_blank">Gazete</a> dağıtıcıları artık medya dağıtım görevlileri olarak anılıyor. Çöp toplayanların yeni adı ise geri dönüşüm görevlileri. Lavabo temizleyicilerine ise temizlik işleri uzmanları deniyor. Subway’deki sandviç yapan kişilerin yeni unvanı da sandviç sanatçıları. Şirketlerde sadece belli başlı departmanlarda değil bölgeler tarafında da çeşitli başkan ve başkan yardımcıları bulunuyor. Koyun bütün unvanları yan yana, alın size dopdolu bir kartvizit: “X Şirketi Asya Pasifik Mali İşlerinden Sorumlu Başkan Yardımcısı.” Hatta bir internet sitesi nasıl havalı unvana sahip olacağınız konusunda bir formül bile vermiş: Hali hazırdaki unvanınızı alın ve bunu global, müşteri, uzman gibi birkaç afili kelime ile karıştırın. İşte, artık sizin de güzel bir unvanınız var.<br />
Unvan sadece kişisel tatmin için gerekmiyor. <a title="Hindistan" href="http://www.hurriyet.com.tr/index/Hindistan/" target="_blank">Hindistan</a> ve <a title="Çin" href="http://www.hurriyet.com.tr/index/%C3%87in/" target="_blank">Çin</a>’de ilginç ve önemli bir unvanına sahip olabilmek, evlenebilmek için önemli bir anahtar.</p>
<p><strong>Globaldeki unvanlar kirlilik yaratıyor<br />
</strong>Unvanların cazibesine kapılmamak mümkün değil tabii. Bu biraz da kısır döngüye neden oluyor. Birçok kişi karşısındakini unvanına göre değerlendirdiği için çalışanlar da ilgi çeken, statü gösteren unvan peşinde koşuyor. İşlerin bu aşamaya gelmesinde yabancı şirketlerin de payı büyük. Uluslararası şirketler, globalde uygulanan unvanları Türkiye’de de uyguladıkça yeni unvanlar görmeye başladık. Böyle böyle bol keseden dağıtılan unvanlar yüzünden bir unvan kirliliği de oluyor. Bunun birkaç dezavantajı da var. İlki kurumun müşterilerinin kartta yazan unvanı anlamaması. Bazı şirketler (özellikle teknolojiyle ilgili olanlar) işi marjinalliğe vurup duyulduğunda hiçbir anlam ifade etmeyen unvanlar da kullanabiliyor. Sadece unvanı almak yetmiyor. İçinin de doldurulması lazım. Birkaç senede direktör, sorumlu, yönetici gibi unvanları alanlar yeterli tecrübeye sahip olamadıkları için iş yapış sürecinde zorluk yaşayabiliyorlar. Bu durum müşterinin şirkete olan güvenini sarsıyor. Bu da bir başka neden.<br />
Oxygen Consultancy Genel Müdürü Tolga Bilgin, “Unvanlar değiştirildikçe, yeni kelimeler eklendikçe yapılan işin anlaşılması da zorlaşıyor. Tam olarak neye hizmet ettiğini anlamayanlar olabiliyor. Türkiye’de toplantı yaptığımız kişinin yüksek mevki sahibi ve karar verici olmasından çok hoşlanıyoruz” diyor. Şirketlerin çalışanlarına bol keseden unvan dağıtmasıyla ilgili olarak Maryville Üniversitesi’nden Prof. Rebecca Mann, 85 çalışanı olan bir şirkete danışmanlık verdiğini, hepsinin de aynı unvana sahip olduğunu fakat farklı işler yaptıklarını söylüyor.</p>
<p><strong>10 kişilik şirkette CEO<br />
</strong>Özellikle global ve büyük yapıdaki şirketlerin bu unvanları hayatımıza getirmesi sonrası 10 kişilik bir şirketi yöneten kişi kendisine CEO derken, muhasebe ve mali işler sorumlusu ekip yönetmeyen bir kişi bile kendisine CFO diyebiliyor. Yönetici &amp; <a title="Kariyer" href="http://www.yenibiris.com/" target="_blank">Kariyer</a> Koçu Filiz Demirbağ, unvanları ‘gönül alma’, ‘motive etme’ aracı olarak kullandıkça insan kaynakları departmanlarının artık unvan yapısının içinden çıkamaz hale geldiğini vurguluyor. Buradaki karışıklık diğer İK sistemlerini de olumsuz etkiliyor. Yapılan işle kişiye verilen unvan uyumsuz olunca çalışan, yaptığı işi önemsiz görmeye başlıyor ve mutsuz oluyor. İş tanımıyla uyumsuz unvan kullanımına çok sık rastlandığı için artık şirketlerin farklı ve daha yaratıcı tanımlara doğru gitme eğiliminde olduğunu belirten Demirbağ, Türkiye’de şimdilik yeni gelişen ve yaratıcılığın öne çıktığı sektörlerde bu unvanların görüldüğünü söylüyor: “Yeni unvanlara örnek: fütürist, arama motoru optimizasyonu uzmanı, işbirlikleri yöneticisi, sosyal medya uzmanı&#8230; Yaratıcı unvanlara da en güzel örnek, mutluluktan sorumlu başkan olsa gerek.”<br />
Son zamanlarda ortaya çıkan unvanlardan bazıları şöyle; inovatif direktör, düşünce geliştirme direktörü, gerçeklik yöneticisi, risk yöneticisi, bilgiden sorumlu başkan, virtual CEO (Sanal CEO), chief dreamer (baş hayalci), data scientist (veri bilimcisi), chief agile officer (çeviklik yöneticisi), chief knowledge officer (bilgi yöneticisi), socialite (sosyetenin renkli siması anlamında-sosyal medya yöneticisi yerine kullanılıyor), emerging technology manager (yeni teknolojiler müdürü), augmented reality Specialist (sanal gerçeklik uzmanı).</p>
<p><strong>İşe yeni başlayan uzman oluyor<br />
</strong>Tolga Bilgin, “Türkiye’de kıdem ile nasıl başa çıkacağımızı tam bilmiyoruz. Yurtdışında 45-50 yaşında bir uzman bulabiliyorsunuz. Bizde ise genel kanı yaş ve kıdeme göre hep daha üst unvan olması yönünde. Türkiye’de uzman daha yeni işe başlayanlar için kullanılan bir görev adı ve ironik olan, uzman kartviziti taşıyanlar tecrübesiz ve öğrenme sürecinde olan kişiler oluyor. Uzman kelimesine hak ettiği değeri verebilmeliyiz” diyor. Bilgin, biraz global iş dünyasına yakınlaşmanın sonucu, biraz da görevleri yeni nesiller için daha cazip hale getirme kaygısı nedeniyle birçok unvan türediğini söylüyor ve ekliyor: “Adınız CFO olsa da eğer sadece muhasebesel kayıtlar, vergi, defterler ve ödemelerden sorumlu iseniz ne yazar. CFO olan kişinin stratejiden anlaması, şirketteki büyük resmi çok iyi analiz edebilmesi lazım. İşe başvuran kişilerin de görev tanımının ne olduğunu tam bilmesi çok önemli.”</p>
<p><strong>Elinizi sallasanız direktöre çarpar<br />
</strong>Personele ücret artışı yerine unvan verilmesinin bir motivasyon aracı olarak hala geçerli bir İK uygulaması olduğunu belirten MY Executive Kurucu Ortağı Müge Yalçın, unvanların, onları taşıyanların kariyerlerinde bulundukları konumu tanımlıyor olmaları nedeniyle önemli olduğunu vurguluyor. Herhangi bir nedenle ücret artışına gidilemediği zamanlarda şirketler personellerine farklı unvanlar vererek<a title="kariyer" href="http://www.yenibiris.com/" target="_blank">kariyer</a> ilerleme duygusuyla personelleri üzerinde bir memnuniyet yaratabiliyorlar. Türkiye’de çalışanların kazançlarında bir değişiklik olmadan yalnızca daha üst düzey bir unvan almakla memnun olabildiği de gözleniyor.</p>
<p>Unvanların, bir kişinin işinin önemini en kısa ve somut yoldan gösterdiği için motivasyonu da etkilediğini belirten Yönetici &amp; <a title="Kariyer" href="http://www.yenibiris.com/" target="_blank">Kariyer</a> Koçu Filiz Demirbağ dolayısıyla insanın, birine kartvizit verdiğinde; hangi pozisyonda çalıştığını söylediğinde işiyle ilgili tatminin de tatminsizliğinin de pekiştiğini söylüyor: “Özellikle satışçılar, kartvizitlerinde yöneticiliğe dair bir unvan görmek istiyorlar. Bunun nedeni de müşteri. Müşteri kendisini önemli hissetmek istediği için, karşısındaki şirketin kendisine verdiği önemi kişinin unvanından çıkarmaya çalışıyor. Satış uzmanı unvanında biriyle görüşmektense satış müdürü ile görüşmek istiyor. Dikkat ederseniz satış kadrolarının çoğunun unvanı yönetici, yönetmen, müdür. Elinizi atsanız direktöre çarpar ama nedense uzman, uzman yardımcısı giriş pozisyonu yoktur. Bir diğer sorun, Türkiye’de <a title="kariyer" href="http://www.yenibiris.com/" target="_blank">kariyer</a> ilerlemesinin hep yukarıya doğru olması. Yani bir kişi çok iyi bir satış profesyoneli olarak kariyerinde derinleşmek isterse maddi kazanç anlamında ilerlemesi mümkün olmuyor, mutlaka herkesin yönetici/müdür olmasını bastıran bir iş kültürümüz var bu yüzden. Oysa <a title="ABD" href="http://www.hurriyet.com.tr/index/abd/" target="_blank">ABD</a>’de yöneticilik ve uzmanlık olarak iki farklı <a title="kariyer" href="http://www.yenibiris.com/" target="_blank">kariyer</a> yolu tanımlanabiliyor. Bu da kişilerin kendilerine has güçlü yönlerini ortaya çıkarma şansı verdiği için şirketlerdeki verimliliği artırıyor.”</p>
<p>Kaynak: Hürriyet İK<br />
Yazar: Zeynep Mengi</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.zeynepmengi.com/2012/01/hepimiz-muduruz-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:thumbnail url="http://www.zeynepmengi.com/wp-content/uploads/2012/01/kapakkk-222x150.jpg" />
		<media:content url="http://www.zeynepmengi.com/wp-content/uploads/2012/01/kapakkk-222x150.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">kapakkk</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>50’li yaşlarda çalışma hayatı</title>
		<link>http://www.zeynepmengi.com/2011/10/50%e2%80%99li-yaslarda-calisma-hayati/</link>
		<comments>http://www.zeynepmengi.com/2011/10/50%e2%80%99li-yaslarda-calisma-hayati/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 31 Oct 2011 09:27:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Zeynep Mengi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Günlük]]></category>
		<category><![CDATA[Hürriyet İK]]></category>
		<category><![CDATA[50 yaş]]></category>
		<category><![CDATA[danışman]]></category>
		<category><![CDATA[emeklilik]]></category>
		<category><![CDATA[iş hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[kariyer]]></category>
		<category><![CDATA[manset]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlılık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.zeynepmengi.com/?p=1165</guid>
		<description><![CDATA[1946 doğumlu olan Baby Boomers döneminin insanları yavaş yavaş emekli olmaya başladı. Büyük bir kısmı ise çalışma hayatını bu kadar erken bırakmak istemiyor. Aslında en verimli olabilecekleri döneme giriyorlar. Oturmuş bir düzenleri ve gençleri yönlendirmede çok işe yarayacak tecrübeleri var. Fakat onlar yaşlanırken iş ortamındaki meslektaşları da gençleşiyor. Çalışma şekilleri ve ortamı değişiyor. 50 yaş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em>1946 doğumlu olan Baby Boomers döneminin insanları yavaş yavaş emekli olmaya başladı. Büyük bir kısmı ise çalışma hayatını bu kadar erken bırakmak istemiyor. Aslında en verimli olabilecekleri döneme giriyorlar. Oturmuş bir düzenleri ve gençleri yönlendirmede çok işe yarayacak tecrübeleri var. Fakat onlar yaşlanırken iş ortamındaki meslektaşları da gençleşiyor. Çalışma şekilleri ve ortamı değişiyor. 50 yaş üzeri çalışanlar da genelde bu değişimlere ayak uyduramıyor. </em></p>
<p>Bugün 50 yaş üstü olanlar, Baby Boomer (BB-ikinci dünya savaşı sonrasında doğanlar) diye adlandırılan ve yaklaşık olarak 1946 – 1964 arası dönemde dünyaya gelenler. Yani 50+ ya da Baby Boomer olmak demek, Türkiye’de bin kişiye 18 telefon ve 4 otomobil düştüğü yıllarda dünyaya gelmiş olmak demek. Bu kuşağın çocukluk deneyimlerinde radyo haberleri, ev gezmeleri, gazoz kapağı vardı. Türkiye’de Baby Boomer kuşağın çocukluk kodlarında, mühendis ya da öğretmen olmayı hayal etmek, Sümerbank’tan giyinmek, maarif takvimi sayfalarından faydalı bilgiler okumak ve tahtadan yapılmış oyuncakları vitrine koymak var.<br />
Tabii bu kuşağın çalışma şekilleri, iş disiplini de çok farklı. 50 yaş üstü çalışanların çalışma hayatında en belirgin özelliklerinden biri sonraki kuşaklara kıyasla çok daha farklı bir sadakat anlayışına sahip olmaları. BB kuşağı, kuruma sadakatı temsil ediyor; yaşam deneyiminde işe başladığı şirketten emekli olan pek çok örnek var. Onlardan sonra gelen X kuşağının kendine; 1980’den sonra doğan Y kuşağının ise ruhuna sadık olduğunu belirten Dinamo Danışmanlık Yönetici Ortağı Evrim Kuran; 1980’lerden sonra iş yaşamında telaffuz edilmeye başlanan yaşamak için çalışmak kavramı, 50+ çalışanların işe başladığı dönemde çalışmak için yaşamak olarak kendini gösterdiğini söylüyor.<br />
Bundan 30-40 yıl önceki çalışma ortamıyla bugünkü çalışma ortamı arasında da çok fark var. Mesela eskiden ofise üst düzey bir yönetici geldiğinde ayağa kalkılır, ceketin düğmesi iliklenir, utana sıkıla izin istenirdi. Y jenerasyonu ise emir komuta ile, kontrol mekanizmaları ile çalışmak istemiyor. KRM Yönetim Danışmanlık A.Ş Genel Müdürü Kerim Paker, “Artık yeni çalışanlar başlarında yönetici değil danışman istiyorlar. Bu ortama ayak uydurabilen eski kuşak başarılı olmaya devam edecek. Diğerleri ise elenmek durumunda kalacak. Çünkü sonuç olarak bir fiil işi yapan yeni kuşak olmadan yöneticilerinin başarılı olması imkansız, yeni kuşakta eski tip yönetici istemiyor” diyor.</p>
<p><strong>Teknolojiye ayak uyduramıyorlar</strong><br />
Özellikle son 10 yılda yetişen genç kuşaklar ile önceki kuşaklar arasında ciddi farklar var. Genç kuşaklar iş hayatına ve değişen şartlara daha iyi uyum sağlayabiliyorlar. Dinamik sektörlerin gereklilikleri, esnek çalışma saatleri ve değişen stratejilerle daha kolay baş edebiliyorlar. Yabancı dil bilme oranı da önceki kuşaklara göre oldukça fazla. Fakat bu gelişen teknoloji, iş yapış şekillerindeki değişiklikler 50 yaş üzeri çalışanları olumsuz etkiliyor. Bu yaştaki kişiler gelişen teknoloji konusunda genellikle destek almaya ihtiyaç duyuyorlar. 29.5 milyon Facebook Türkiye kullanıcısının yalnızda yüzde 7’si 50+ yaş grubundan oluşuyor. Sosyal medya konusunda da çoğunlukla önyargılılar, hiç girmemeyi tercih ediyorlar. Bu da networkingin ve haberdar olma durumunun çok önemli ve kaçınılmaz hale geldiği iş dünyasında onları birkaç adım geride bırakıyor. Genç kuşaklar için sosyal medyayı takip etmek, katılımda bulunmak, iş ortamında bunların üzerinden giden bir sohbet ve sosyal paylaşım geliştirmek kaçınılmazken, diğerleri bunların dışında kalıyor. Bu dışarıda kalma duygusu da olumsuz birtakım psikolojik etkileri beraberinde getiriyor. Hem iş performansı kötü yönde etkileniyor hem de uyum ciddi anlamda bozuluyor.<br />
Tabii 50 yaş üstü çalışan dendiğinde üst düzey yöneticileri ayırmak gerekiyor. Özellikle deneyimin ön plana çıktığı bazı sektörlerde halen ileri yaşa sahip üst düzey yöneticiler çok daha değerli. Yönetilecek ekibin ya da ara ve üst kademelerdeki yöneticilerin de yaş ortalaması bu konuda önem kazanıyor. Eğer hiyerarşi ve yaş ortalaması arasında pozitif bir korelasyon varsa sorun yok ama özellikle 50 yaş ve üstü çalışanlar için bağlı oldukları yöneticinin değişmesi durumunda yeni gelen kişinin kendilerinden yaşça küçük olma ihtimali çok yüksek. Hugent Satış Direktörü Çağlan Ünal Üzümcü bu durumun da her iki taraf için sorun yaratabileceğini söylüyor. Fakat genel olarak en temel karşılaşılan sorun, ne kadar kalifiye ve becerikli olunursa olunsun 50 yaş üzerinden iş değiştirmenin zor olduğu. İşsiz kalan bir kişinin aynı şartlar ile iş bulması konusunda ciddi sıkıntılar var.</p>
<p><strong>Genç yöneticiler tercih ediliyor</strong><br />
Teknik, uzmanlık gerektiren sektörlerde işveren; çalışanın teknik bilgisine, uzmanlığına ve tecrübesine önem veriyor. Önemli olan var olan işin ya da sorunun en kısa sürede ve en doğru şekilde bitirilmesi, çözülmesi. Burada sosyal medyanın, gelişen teknolojinin, esnekliğin işveren için çok önemi yok, tecrübe çoğu zaman daha önemli. Ama satış ya da pazarlama ağırlıklı organizasyonlarından bahsediliyorsa, teknoloji, telekom, IT, FMCG vb. sektörler için işveren dinamizme ayak uyduracak, pek çok işi birlikte yapabilecek, hızlı kararlar alabilecek ve uygulayabilecek, sorun çözebilecek ve devamlı iş geliştirebilecek çalışanlara yöneliyor ve dolayısıyla genç kuşakları tercih ediyor. Tecrübenin her zaman vazgeçilmez bir olgu olduğunu ifade eden Üzümcü iş dünyasının her gün çok daha performans odaklı olduğunu vurguluyor. Dolayısıyla çabalayan, yüksek tempo ile çalışan mesai saatleri dışına çıkıp yüksek temposunu iş saatleri dışında da koruyup fiili durumda normalden çok daha fazla çalışan genç yöneticiler çok daha fazla tercih ediliyor. Genç yöneticiler bu tempoları ile tecrübe açıklarını kapatarak ön plana çıkabiliyorlar. Dolayısıyla şirketler de tercihlerini bu yönde kullanıyor. Tabii ki, bazı sektörler için durum farklı. Teknik uzmanlık gerektiren sektörler ya da danışmanlık içeren işlerde bu yaş grubunun tecrübelerinden faydalanmak şirketler için çok önemli.</p>
<p><strong>İşten ayrılırlarsa aynı şartlarda çalışmaları zor</strong><br />
50 yaş ve üzerinde olanların işten ayrılmak zorunda olduklarında (veya kovulduklarında) yeni bir iş bulma şansları aynı şartlar ile oldukça zayıf. Aynı şartlardan kastedilen ücret, çalıştıkları şirketin ünü, genel çalışma ortamı, şartları, kişinin pozisyonu hepsi beraber düşünüldüğünde aynı şartlarla bulmaları zor. Özellikle büyük şirketler, yönetici atamalarında içeriden kendi yetiştirdikleri personelleri yükseltmeyi tercih ediyorlar, çünkü onlara da bir kariyer imkanı sunmak zorundalar. Bu da uygun olabilecek kadroların genç yöneticilerle dolmasına yol açıyor. Global yapılarda çalışan ve ayrılan 50 yaş ve üzeri kişilerin genellikle lokal yapılarda kendilerine yeni iş imkanları bulabildiklerini ifade eden Üzümcü yani bu yaşlarda iş değiştirmek durumunda olanlar bazı imkânlarından feragat etmek durumunda kalabildiklerini söylüyor.</p>
<p><strong>Mutlaka B planınız olsun!</strong><br />
Hepimiz eninde sonunda 50’li yaşlara geleceğiz. Kendimizi bu döneme hazırlamamız gerekiyor. Peki o yaşlara geldiğimizde ne yapmalıyız, nasıl davranmalıyız? Üzümcü, “Öncelikle gençlerin yaptıklarını ve bakış açılarını eleştirmek, eleştirisel bir gözle bakmak yerine onların neyi neden yaptıklarını anlamaya çalışmalı, onların gözünden bakmak için çaba sarf etmeliler” diyor. Bu yaşlarda işsiz kalma riskine karşı bir B planı hazırlanması gerektiğini söyleyen Üzümcü, kendi işini kurmak da bir seçenek olabileceği gibi, eğitim, danışmanlık gibi konularda halen çok fazla açık olduğunu hatırlatıyor: “Örneğin, çalışma hayatı sırasında ISO 9001, ISO 14001 gibi konularda denetçilik kalifikasyonu almış bir kişi istediği her zaman denetçilik işini bir meslek olarak yapabilir. Bunun gibi alanlar tecrübenin çok önemli olduğu ve yaş yükseldikçe daha değerli olunan bir konu. Öncelikle kişinin kendiyle ilgili bir analiz yapması lazım, ‘ben ne yapabilirim?’ ya da ‘ben neyi iyi yapıyorum?’u kendine sorması lazım. Hatta ‘ben neyi yapmaktan keyif alıyorum?’ sorusunun da bu yaş grubu için oldukça önemli olduğunu söylüyor. Yani kişinin yapmaktan keyif aldığı şeyi işe dönüştürmesi ve bundan kazanç sağlaması da mümkün.”</p>
<p><strong>Bu yaşta iş görüşmesinde işi ne?</strong><br />
Eski, tecrübeli bir çalışan emekli olduğunda onun yerini tutabilecek genç bir çalışan olmayacak. Peki yaşlı çalışanlarınızdan en verimli şekilde nasıl faydalanacaksınız? 50 yaş üzeri çalışanlar iş hayatında gençlerden farklı değiller. Onlar da kariyerleri doğrultusunda gelişmek, insan kaynaklarının planları arasında yer almak ve ilerleyen yaşlarını işgücüne katmak istiyorlar. Bir de bu yaş grubuna karşı bazı kalıplaşmış düşünceler var. Mesela belli yaş grubunun üzerindeki kişilerin genelde sürekli hastalık izni aldığı düşünülür. İşin gerçeği, araştırmalar bunun tam tersini gösteriyor. Bir başka genel görüş ise bu kişilerin emeklilik yaşı yaklaştıkça kendilerini bırakmak istedikleri. Fakat yaşlı çalışanlar tecrübeleri arttıkça bunu kullanma eğilimindeler. Bunun en güzel örneği de mentorluk alanında kendini gösteriyor. 50 yaş üzeri çalışanların iş bulamamalarındaki en büyük neden işe alımlarda ve seçmelerde yapılan yaş ayrımcılığı. Bunun dışında iş görüşmesine gelen 50+ biri için mülakatı yapan kişi şu şekilde düşünüyor: “Hali hazırda bir işte çalışması veya emekliye ayrılmış olması gerekmiyor muydu?” Benzer şekilde iş görüşmesine giren 50+ kişi için ‘yeni şeyler öğrenemez, uyum sağlayamaz’ düşüncesi de ağır basıyor. Genelde işverenler bu kişiler için şunları düşünüyor: “Fazla kalifiye, çok tecrübeli, bu yaşta bir çalışana nasıl adil bir şans verilebilir?” Yaş konusu ciddiye alınması gereken bir konu. Bunun nedeni de bu yaştaki çalışanların giderek iş hayatında daha çok yer alacak olması. Seneler olduğu yerde durmuyor. İşe aldığınız, yeteneklerini geliştirmeye çalıştığınız kişiler de büyüyecek. Şimdiden bu yaş grubundakiler için eşit şartlar oluşturulması gerekiyor. Şu an cinsiyet, ırk ve engelliler konusu kadar öne çıkmasa da yaş da ileriki dönemlerde ayrımcılık nedeni olacak. Bu nedenle eşitlik politikalarının içine yaş konusunun da en yakın zamanda alınması gerekli. Kendinizi o yaştaki insanların yerine koyarak neden iş başvuruları yaptıklarını düşünün. Gerekli becerilere ve yeteneklere sahip olsalar da güven eksikliği yaşıyor olabilirler. Kendilerini gelişmelerden uzak, yenilenmesi gereken çalışanlar olarak görebilirler. Esnek çalışma da 50+ çalışanlar için önemli. İş dışında sorumluluklara özen göstermek ya da sadece daha az saat çalışmak istiyor olabilirler. Bu yaş grubundakiler için esnek çalışma imkanları istihdam seçeneği olabilir.<br />
Kaynak: http://www.acas.org.uk</p>
<p><strong>Sadece deneyiminize güvenmeyin!</strong><br />
50+ grubunun iş görme ve iletişim alışkanlıklarının selamlaşmadan yazılı iletişime kadar Y ve Z jenerasyonuna göre farklılık gösterdiğini belirten KRM Yönetim Danışmanlık A.Ş Genel Müdürü Kerim Paker, bildiği tarzlardan vazgeçmemenin, düşük esnekliğin, eleştirel bakış gibi problemlerin özellikle yönetici-çalışan ilişkisinde çatışmalara sebep olabildiğini söylüyor: “Birçok alanda yeteneğin deneyimin önüne geçmeye başladığını söylemek yanlış olmaz. Bu anlamda kıdemli çalışanların da sadece deneyimlerine güvenmemelerinde fayda var. Gözlemlenen en önemli sorunlardan biri, kişilerin kıdemleri sebebiyle iş için değer görmeyi doğrudan hakettiklerine inanmaları. Ancak takdir sadece kıdemle ölçülmüyor. Bilginin sürekli güncellenmesi ve değişen dünya koşullarına uyum sağlanması çok önemli. Günceli yakalamak ancak aktif olarak onu izlemekle mümkün olabilir. Günümüzde birçok bilgiye teknoloji aracılığıyla ulaşılıyor. Genç kuşakların bu anlamda daha atak oldukları da malum. Aslında bu farklılıkların uyumu iki kuşak arasında ideal bir iş ortaklığı yaratabilir.”<br />
Bugün 50 yaş üzerinde çok kıymetli deneyimlere sahip geniş bir işgücü bulunuyor. Ancak birçoğunun zorlu çalışma yaşamının sonuçları sebebiyle yıpranma oranları yüksek. Bu durum doğal olarak işverende, çalışanın bundan sonrası için isteksiz olabileceği şeklinde bir önyargı uyandırıyor. Yaş ve kıdeme dayalı olarak bu kişilerin ücret beklentilerinin de yüksek olacağı düşünülüyor.<br />
Kıdemli grupların enerjik görünümü, iş bilgileri ve tecrübeleri kadar önemli. Özellikle uzun yıllar sadece belirli bir kurumda görev yapmış kıdemli çalışanların birçoğu, hayatları boyunca belki de hiç iş aramak zorunda kalmadıkları için, CV hazırlamaktan mülakat sürecine kadar birçok alanda yeterli tecrübeye sahip de değiller. Bu durum özellikle aniden işsiz kaldıklarında onları çok zorluyor.</p>
<p>Yazar: Zeynep MENGİ<br />
Kaynak: Hürriyet İK</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.zeynepmengi.com/2011/10/50%e2%80%99li-yaslarda-calisma-hayati/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:thumbnail url="http://www.zeynepmengi.com/wp-content/uploads/2011/10/50yas-222x150.jpg" />
		<media:content url="http://www.zeynepmengi.com/wp-content/uploads/2011/10/50yas-222x150.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">50yas</media:title>
		</media:content>
	</item>
	</channel>
</rss>

